Diyabet ve Gebelik

Gebelikte karbonhidrat metabolizmasındaki değişiklikler nelerdir?
Gebelikte vücudun enerji ihtiyacı artmıştır. Çocuğun gelişimi için gerekli enerjiyi sağlamak için daha fazla glikoza gereksinim duyulur. Bu nedenle gebelerde kan şekeri normale göre düşük düzeydedir. Karbonhidrat alımında azalma sonucunda hücreye yeterli glikoz giremezse, enerji öncelikle yağlardan sağlanır ve idrarda keton cisimleri görülür. Gebelikte, kanda yeterli insülin hormonu olmaması, buna karşın glikoz gereksiminin artması nedeniyle ketoza yatkınlık artar. Ketozis, hem çocuğun gelişimi, hem de gebenin sağlığı açısından tehlikeli sonuçlar doğuracak bir durumdur. Ayrıca gebelikte progesteron, östrojen, kortizon, laktojen, v.b hormonların artışı insüline karşı bir direnç gelişmesine sebep olur.

Gebeliğin şeker hastalığı üzerine etkisi nasıldır?
Diyabetik gebe ile diyabetik olmayan gebe arasındaki en önemli fark, diyabette ketoasidoz riskinin artmasıdır ayrıca mevcut insülin direncide tabloyu daha ağırlaştırabilir. Gebelerde insülin gereksinimi, gebe olmayanlara oranla daha fazladır. Diyabetik gebelerde gebelik öncesine göre özellikle ilk 3 aydan sonra insülin ihtiyacı artmıştır. Diyabetik gebelerde organizmanın artmış glikoz ve insülin ihtiyacının dengelenmesi hem anne hem de çocuk açısından önemlidir. Aksi taktirde bebeklerde kalp iskelet sistemi anomalileri, gebe kadında ise erken doğum, düşük, iri doğum veya ölü doğum yapma riski artmaktadır.

Gestasyonel diyabet nedir?
Gebelik öncesi yeterli insülin salgılayabilen pankreas hücreleri gebeliğin ilerlemesiyle yeterli insülin salgılayamaz, bu nedenle daha önce diyabet belirtisi olmadığı halde gebelik boyunca kan şekeri yükselebilir. 'Gestasyonel Diyabet' olarak isimlendirilen bu tablo, gebelik bitiminde genellikle düzelir. Genellikle ailesinde çok sayıda diyabetik kişiler bulunan, 30 yaşın üzerinde, fazla kilolu hamileler gestasyonel diyabet açısından risk taşırlar.

Şeker hastalığında doğum planlaması nasıl yapılmalıdır?
Gebe kalmasında yaşamsal risk bulunmayan diyabetik anne adayları fetüsün uygun sağlık ve gelişimini sağlamak amacıyla gebe kalmadan en az 3 ay öncesinden sıkı bir kontrole alınmalıdır. Diabette metabolik kontrolün sağlanması ve komplikasyon gelişiminin önlenmesi veya ilerlemenin durdurulması açısından diyabet yaşı küçük, diyabete bağlı organ bozuklukları olmayan genç anne adaylarında risk düşüktür. Diyabet yaşı büyük, göz ya da sinir sistemi gibi organlarda başlangıç halinde bozukluklar teşhis edilmiş kişilerde, ya da ileri yaştaki annelerde ise risk yüksektir. Organ bozuklukları ilerlemiş diyabetiklerde ise, gebelik bu bozuklukları arttıracağı için hamileliğe izin verilmez.

Gebelik süresince kan şekeri takibi nasıl yapılmalıdır?
İdeal açlık kan şekeri düzeyi 60-90mg/dl, tokluk kan şekeri düzeyi ise 120-130 mg/dl dir. Gebelik döneminde haftada en az 2 gün kahvaltıdan önce ve 2 saat sonra, öğle ve akşam yemeğinden önce ve gece 11.00'de olmak üzere günde 5 kez kan şekeri ölçümü yapılmalıdır. Gebelikte kan şekeri yükselmeden de idrarda şeker çıkabilir (Renal glikozüri). Bu nedenle günlük idrar glikoz takipleri ve aseton takibinin yapılması gerekir. Üst üste iki gün idrarda aseton tespit edildiğinde hastanın acilen doktoru ile görüşmesi gerekir.

Gebelik süresince diyabet tedavisi nasıl olmalıdır?
Gestasyonel diyabetik hastalarda, metabolik kontrol diyet ile sağlanabiliyorsa, tedaviye diyete uyum kontrolleri ile devam edilir. Metabolik kontrolü ideal düzeyde olmayan, fakat kan şekeri değerleri ideal düzeylerin biraz üzerinde olan hastalarda ve metabolik kontrolü iyi olmayan kan şekeri değişken olan diyabetiklerde vakit geçirilmeden insülin tedavisine başlanmalıdır. Gebeler kesinlikle oral antidiyabetik ilaçlar kullanamazlar. Gebelik boyunca toplam kilo alımı 10-13 kg'ı aşmamalıdır.

Diyabetik gebelerde doğum öncesinde ve doğum sonrasında nelere dikkat edilmelidir?
Diyabetik gebeye tercihen 38.haftadan itibaren doğum yaptırılabilir. Süre 40 haftayı aşarsa veya fetusun 4000 gr üzerinde olduğu tahmin ediliyorsa tercihan sezeryan uygulanmalıdır.
Anne karnında hiperglisemiye maruz kalan bebek insülin salgılamaya başlar ve doğumdan sonrada insülin salgılamaya devam eder. Bu nedenle yeni doğan çocukta en sık görülen metabolik bozukluk, kan şekeri düşüklüğüdür. Doğumu takiben bebeğin kan şekerinin ölçülmesi ve en az iki hafta süre ile sıkı bir şekilde kan şekeri takibi, hipoglisemilerin saptanması ve tedavisi açısından önem taşır. Bebekte hipoglisemi saptanırsa ya erken beslenme programına alınmalı yada hipglisemi ağırsa içinde dekstroz bulunan serum verilmelidir.

Hamilelikten korunmak için neler yapılmalıdır?
Gebelikten korunma yöntemleri diyabetiklerde, diabetik olmayanlardan farklı olmamakla birlikte, ağızdan alınan doğum kontrol ilaçları diabette hormonal dengeyi ve dolayısı ile kan şekeri kontrolünü bozabilir. Diabetik kadında, enfeksiyon geliştirme riski olan rahim içi araçların (spiral) steril koşullarda takılması çok önemlidir. Tüp bağlama yöntemi ile korunma tekniği, en güvenilir yöntem olarak güncelliğini korumaktadır.
Devamını Oku

Hipoglisemi

Diyabetle yaşamak, karşılaşılan bazı sorunlarının çözümünü öğrenmeyi ve tedaviye uyum sağlamayı gerektirir. Diyabetle yaşayanların özellikle insulin kullanan diyabetlilerin karşılaşabilecekleri bir sorun da hipoglisemidir. Hipoglisemiyi önlemek ve tedavi etmek kan şekeri ayarının sağlanmasında son derece önemlidir.

Hipoglisemi Nedir?

Kan şekeri düzeyinin 50 mg/dl veya altına düşmesi hipoglisemi olarak tanımlanır. Hipogliseminin oluşumuna zemin hazırlayacak nedenler ortadan kaldırıldığında hipoglisemi riski de uzaklaştırılmış olur, Aksi takdirde insülin veya oral antidiyabetik ilaç kullanan herkeste hipoglisemi görülebilir.
Hipoglisemi Nedenleri Nelerdir?
Gereğinden fazla insülin veya oral antidiyabetik kullanmak,
Yemekleri ve ara öğünleri düzensiz saatlerde yemek
Öğünlerde gereksinimden az karbonhidrat almak
İlaçları yanlış zamanda kullanmak,
Her zamankinden fazla egzersiz yapmak,
Alkol kullanmak,
Kadınlarda adet kanamasının başlaması,
İnsülin enjeksiyonlarının yerini değiştirmek,
Sindirim güçlüğü, mide boşalmasının gecikmesi,
Soğuk/ılık ortamdan çok sıcak ortama geçmek.
Hipoglisemi Belirtileri Nelerdir?
Hipogliseminin şiddeti hafif, orta ve ağır olabilir. Hipogliseminin şiddetine göre klinik bulgular farklıdır:
Hafif şiddette hipoglisemi bulguları;
Açlık,
Titreme,
Terleme,
Dudakta ve dilde karıncalanma,
Solukluk,
Çarpıntı,
Huzursuzluk,
Orta şiddetteki hipoglisemi bulguları;
Baş ağrısı,
Karın ağrısı,
Bulanık görme,
Uyuşukluk,
Konuşma zorluğu,
Taşikardi (Kalp atım hızının artması),
Sinirlilik,
Solukluk,
Terleme,
Ağır şiddetteki hipoglisemi bulguları;
Bilinç kaybı,
Konvülsiyonlardır.
Hipoglisemi Tedavisi Nasıl Yapılmalıdır?
Eğer kan şekeri ölçme aletiniz varsa, kan şekerinizi ölçerek ölçüm sonucuna göre; eğer kan şekerinizi hemen ölçme imkanınız yoksa, hipoglisemi bulgularına göre hipoglisemi tedavisinin yapılması gerekir.

Hipoglisemi Tedavisinde 15/15 Kuralı Nedir?

Eğer kan glikoz düzeyi 70 mg/dl’nin altında ise 15 g karbonhidrat (basit şeker) alınır, hareket etmeden ve başka bir besin yemeden 15 dakika beklenir ve 15. dakikada tekrar kan şekeri ölçülür.
Hipoglisemiyi tedavi ettikten 15 dakika sonra kan şekeri 80 mg/dl’nin altında ise tekrar 15 g karbonhidrat (nişastalı besin) tüketilir.
Hipoglisemiyi tedavi ettikten 15 dakika sonra kan şekeri 80 mg/dl’nin üstünde ise bir sonraki öğün zamanı düşünülmelidir. Eğer bir sonraki öğüne 1 saat veya daha fazla bir süre var ise tekrar 15 g karbonhidrat (nişastalı besin) tüketilir.

Hipoglisemi Tedavisi için Alınması Gereken Tedbirler Nelerdir?
Hipoglisemi tedavisi için gerekli olan en önemli tedbir, diyabetlinin yanında, iş yerinde, çantasında, arabasında kesme şeker veya glikoz tabletlerini bulundurmasıdır.

Diyabetlinin çevresindeki insanlar hipoglisemisi olan diyabetlide ki huzursuzluk, solukluk, terleme, dalgınlık ve davranış bozukluğunu fark edebilirler. Bu nedenle gerek diyabetli kişinin, gerek çevresinin (aile, okul arkadaşları, öğretmenleri gibi) hipoglisemi belirtileri ve tedavisi konusunda bilgilendirilmesinde son derece yarar vardır. Ayrıca diyabetlinin yanında taşıyacağı diyabet kartı da, hipoglisemideki alınacak acil önlemleri içermelidir.

Yaşadığınız bir hipoglisemi atağından sonra bu hipogliseminin nedeni neydi? Hangi etkiler bu durumu yaşamanıza sebep oldu? gibi soruları kendinize sorduğunuzda ve bulduğunuz nedeni daha sonra tekrarlamadığınız taktirde hipoglisemi riskinden uzaklaşmış olursunuz.

Egzersizin Oluşturacağı Hipoglisemi Riski İçin Neler Yapılmalıdır?

Egzersizin oluşturabileceği hipoglisemi riski daha çok insülin kullanan diyabetlilerde söz konusudur. Bu kişilerin egzersiz tipine ve egzersiz süresine göre beslenme planlarına ilave olarak ek bir öğün almaları gereklidir. Tip 2 diyabeti olan şişman kişilerin egzersiz önerisinde ilave bir öğün almaları gerekmez. Egzersiz yapmak, kilo verme hızlarını artırır.
İnsülin enjeksiyonu yapan kişilerde yemeklerden hemen sonra, 3 saat sonra veya öğünden önce yapılan egzersizin yarattığı en büyük risk hipoglisemidir. Bu nedenle egzersiz öğünlerden 1-2 saat sonra yapılmalıdır. Bu uygulama, hipoglisemi riskini azaltması dışında, postprandiyal (yemek sonrası) glisemi yüksekliğinin önlemesi nedeniyle önerilmektedir.
Glisemi düzeyi 100 mg/dl’nin altında iken egzersiz yapılması hipoglisemi riski oluşturur. Glisemi düzeyi 240 mg/dl’nin üstünde iken yapılan egzersiz ise kan şekerinin daha çok yükselmesine ve keton cisimlerinin artmasına neden olur.
Eğer kan şekeri 100 mg/dl’nin altında ise egzersiz yapılmaması veya 1 bardak süt, 2 dilim ekmek (kepekli olmamalı) veya poğaça ve 1 adet meyva yedikten sonra egzersiz yapılması gerekir.
Kan şekeri 120-180 mg/dl arasında ise 1 saat süreyle egzersiz yapılacak ise, hipoglisemi riskinden korunmak için 25-30 gram karbonhidrat içeren bir öğün yenilmesi gerekmektedir. Bu öğün bir tost veya bir bardak süt, 2-3 adet bisküvi olabilir. Kan şekeri 180-240 mg/dl iken ilave bir öğün almak gerekmez.
Egzersiz sırasında aktif olarak kullanılacak vücut bölgesine insülin enjeksiyonu yapılmamalıdır. Örneğin bisiklete binilecekse bacağa veya cam silinecekse kola insülin enjeksiyonu yapılması doğru değildir. Aksi uygulamalar hipoglisemiye neden olabilir.
Egzersiz ve besin alımı dengelenmediği zaman hipoglisemi oluşabilmektedir. Eğer kan şekeri ölçüm cihazınız varsa değişik zamanlarda, farklı sürelerle yaptığınız egzersiz tiplerine karşı vücudunuzun verdiği yanıtı saptayabilirsiniz. Örneğin akşam yemeğinden bir saat sonra yürüyüş yapacaksanız, akşamki insülin dozunuzu kolunuza enjekte etmelisiniz. Akşam öğün öncesi kan şekeriniz 165 mg/dl olarak ölçtüğünüzü varsayalım, bu durumda egzersiz öncesi ilave bir öğün almanıza gerek yoktur.
Yarım saatlik bir yürüyüş sonrası tekrar kan şekerinizi ölçtüğünüzde 172 mg/dl bulursanız, demek ki uygun bir yol izlemişsiniz. Ancak yürüyüşü hızlı yapmış ve süreyi 1 saate çıkarmışsanız kan şekeriniz egzersiz sonrası 120 mg/dl ise egzersiz sırasında 1 bardak süt veya 1 meyve olarak ilave öğün yemeniz egzersiz sonrası oluşabilecek hipogliseminin önlenmesi açısından önemlidir.

Hipoglisemiyi Farketmeme Nedir?
Bazı kişilerde hipoglisemi belirtisi olmayabilir ancak kan şekeri ölçüldüğünde hipoglisemi olduğu saptanabilir. Bu problem ‘hipoglisemiyi farketmeme’ olarak isimlendirilir.
Hipoglisemiyi farketmeme her diyabetlide olmaz, daha çok uzun yıllardır diyabetle yaşayan bireylerde görülür. Nöropati (sinir hasarı), sıkı glisemi kontrolü, bazı kalp ve tansiyon ilaçları hipoglisemiyi farketmeme nedeni olabilmektedir.
Hipoglisemiyi farketmeyen diyabetlilerin sık kan şekeri ölçümü yapması ve belirti olmamasına karşın ölçüm sonucunda hipoglisemi saptanırsa derhal hipoglisemi tedavisini yapmaları gerekir.
Devamını Oku

Diyabet ve Egzersiz

Diyabette kan şekeri kontrolünün sağlanmasında genellikle beslenme tedavisi ile ilaç ve insülin tedavisi ön plana çıkarılırken, egzersiz göz ardı edilmektedir. Oysaki egzersiz de en az beslenme tedavisi ve medikal tedavi kadar diyabet tedavisinin önemli bir ögesidir.

Egzersiz Neden Önemlidir?
· Egzersiz yani fiziksel aktivitenin artması yiyeceklerin parçalanması sonucu oluşan şekerin, kas dokuları tarafından kullanılmasını hızlandırarak kan şekerini düşürür.
· Özellikle, şişman diyabetlilerde egzersiz ile harcanan enerjinin artması vücut ağırlığını azalmasına yardımcı olur. Ayrıca egzersiz fiziksel zindelik sağlar.



























Egzersiz Yapmak için Doktoruma Danışmalı mıyım?

Bir egzersiz programına başlamadan önce yapmayı planladığınız egzersiz çeşidi ve süresi ile ilişkili olarak doktorunuza danışmayı unutmayınız. Egzersiz programına başlayacak olan her diyabetlinin öncelikle bir doktor kontrolünden geçmesi gerekmektedir. Aksi takdirde farkına varmadığınız bir kalp-damar veya böbrek hastalığı, sürekli ve ağır bir egzersiz programı sırasında size sorun çıkarabilir. Hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, akciğer, damar sistemi hastalıklarınız varsa uzun süreli, yorucu bir egzersiz programını planlamadan önce bir oftalmolog tarafından görülmeniz ve retinopati açısından değerlendirilmeniz faydalı olacaktır. Retinopati, nefropati, diyabetik ayak gibi komplikasyonları olan diyabetlilere egzersiz önerilmez.

Egzersiz Ne Zaman Hangi Sıklıkta Yapılmalıdır?

Çoğu diyabetli en faydalı egzersizin sabah aç karnına yapılan egzersiz olduğuna inanır. Ancak aç karnına yapılan egzersiz kan şekerinin yükselmesine neden olabilir. Bu sebeple diyabetlilerin aç karnına egzersiz yapmaları doğru değildir. Egzersiz için en uygun zaman, yemek yenildikten sonraki 1-2 saattir. Böylelikle, yiyeceklerle kana geçen şeker vücut tarafından kolaylıkla kullanılır ve kan şekeri düzeylerinin kontrolü sağlanır.
Yemeklerden 3 saat sonra veya öğünlerden önce yapılan egzersizin hipoglisemi oluşturma riski vardır. Egzersiz planlı olarak en az haftada 3-4 kez yapılmalıdır. Ancak bu haftanın 3 günü üst üste egzersiz yapıp diğer günler egzersiz yapmamak anlamına gelmemelidir. En uygunu, egzersizin her gün, düzenli olarak yapılmasıdır. Eğer şişmansanız ve kilo vermeyi hedefliyorsanız planlı olarak mutlaka her gün yapınız.

Yapılacak Egzersizin Süresi ve Tipi Ne Olmalıdır?
Kısa süren (1-5 dak.) egzersiz programlarında kaslar glukozu kullanmazlar. Bu nedenle egzersiz programı 5 dakika ile başlanmalı ve giderek süresi arttırılmalıdır. Etkin bir egzersiz programı için 20-30 dakika zaman harcanmalıdır. Bu süre zamanla artırılarak 60 dakikaya çıkarılabilir.
Bir egzersiz programı mutlaka 5 dakikalık ısınma, 5-10 dakikalık gerdirme, 20-30 dakikalık fiziksel aktivite ve 5 dakikalık soğuma kısımlarını kapsamalıdır. Vücudun belirli bir bölgesini çalıştırmaya yönelik egzersizler yerine tüm vücudu çalıştıran egzersiz tipleri tercih edilmelidir (vücut geliştirme yerine yürüme, koşma, yüzme tercihi gibi.)
Egzersize Başlamadan Önce Nelere Dikkat Edilmelidir?

Egzersize başlamadan önce, egzersiz esnasında ve egzersizden sonra kan şekeri ölçümü yapılmalıdır. Kan şekeri ölçümünün yapılması özellikle insülin kullanan diyabetliler için çok önemlidir.
Egzersize başlamadan önce kan şekeri düzeyi 100 mg/dl’nin altında iken egzersiz yapmanızın hipoglisemi oluşturma riski vardır. Kan şekeriniz 240 mg/dl’nin üstünde iken egzersiz yaparsanız kan şekeriniz daha çok yükselir ve keton cisimler artar.
Egzersiz süresi bir önceki insülin enjeksiyonunun maksimum etki zamanına rastlamamalıdır. Örneğin saat 7.00’de enjekte ettiğiniz kısa ve orta etkili insülinin en etkili olduğu zaman yaklaşık olarak sabah saat 10.00 ve öğleden sonra saat 15.00’dir. Bu saatlerde egzersiz yapılmamalı, eğer yapılacaksa; bir saatten az süren egzersizler için mutlaka 10-15 gram karbonhidrat içeren bir öğün alınmalıdır. Yapılan egzersizin süresi bir saat veya daha fazla ise 10-15 gram karbonhidrata ilave olarak 6 gram protein içeren bir yiyecek alınmalıdır. 10-15 gram karbonhidrat içeren yiyecekler, 1 dilim ekmek, 2 galeta, 1 porsiyon meyve, 6 gram protein içeren yiyecekler, 1 kibrit kutusu beyaz peynir, 2 köfte büyüklüğünde et (30 gr)
Egzersiz esnasında aktif olacak ekstremiteye insülin enjeksiyonu yapılmamalıdır. Örneğin bisiklete binecek iseniz bacağınıza veya cam silecekseniz kolunuza insülin enjeksiyonu yapmayınız. Aksi uygulamalar hipoglisemiye neden olabilir. Enjeksiyon yapılan kol, bacak, karın gibi bölgeler egzersize katılırsa insülin daha süratle kana geçerek hipoglisemi oluşturabilir. Bu nedenle enjeksiyon egzersiz esnasında en az çalışacak bölgeye yapılmalıdır (örneğin, futbol oynayacak kişi koluna, kol egzersizi yapacak kişi bacağına, atletizm yapacak kişi karnına insülin enjeksiyonu yapabilir).
Öğün öncesi yapılan egzersiz hipoglisemiye neden olabilir. Bu nedenle öğün öncesi egzersiz yapılmamalıdır. Eğer yapılacak ise öğünden 30-40 dakika önce yapılmalı ve egzersiz öncesi 10-15 g karbonhidrat içeren bir yiyecek alınmalıdır.
Egzersiz esnasında kaslar tarafından tutulan glikoz miktarı artar ve kan şekeri düşer. Egzersiz esnasında kasların fazla miktarda glikoz kullanması ve egzersizden sonra kasların insüline olan duyarlılığının artması , yoğun egzersiz programından sonra yapılan insülinin etkisinin daha hızlı olmasına ve dolayısıyla kan şekerinin düşmesine neden olacaktır. Bu nedenle eğer yoğun bir egzersiz programı planlıyorsanız,bu program sonrasında yapmanız gereken insülin dozu konusunda mutlaka doktorunuza danışmalısınız.
Egzersizin ilk saatlerinde kas hücreleri artan enerji ihtiyaçlarını öncelikle kandaki mevcut glikozu kullanarak karşılarlar. Daha sonra glikojen depolarındaki glikoz kullanır. Bu nedenle uzun ve yorucu egzersiz programının bitiminde karbonhidrat içeren ilave bir ara öğün yenilmeli ve böyle bir programın yapıldığı günün gecesinde yatmadan önce mutlaka kan şekeri ölçümü yapılmalıdır. Kan şekeri 120 mg/dl veya daha az ise gece kahvaltısında karbonhidrat alımı iki katına çıkartılmalıdır. İnsülin kullanan diyabetlilerin egzersiz öncesi uyması gereken kurallar
Egzersize başlamadan önce kan şekeriniz 100 mg/dl’nin altında ise egzersize başlamadan önce öğün almalısınız. İdrarda keton varsa bu vücut hücrelerinin açlığını gösterir. Kan şekeri düzeyiniz artıncaya kadar egzersiz yapmamalısınız.
Eğer kan şekeriniz egzersizden önce 270-290 mg/dl ise ve ayrıca idrarda keton varsa insülin etkisini gösterene kadar 1-2 saat egzersiz yapmamalısınız.
Fiziksel Aktivitemi Nasıl Artırabilirim?

Fiziksel aktivitenin artması yiyeceklerin parçalanması sonucu oluşan şekerin kas dokuları tarafından kullanılmasını hızlandırarak kan şekeri kontrolünün sağlanmasına ve şişman diyabetlilerde vücut ağırlığının azalmasına yardımcı olur.

Bir egzersiz proğramına başlamadan önce yapmayı planladığınız egzersiz çeşidi ve süresi ile ilişkili olarak mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir. Farkına varmadığınız bir kalp-damar veya böbrek hastalığı, sürekli ve ağır bir egzersiz proğramı esnasında size sorun çıkarabilir. Retinopati ve nefropati gibi komplikasyonları olan diyabetlilere egzersiz önerilmez. Hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, akçiğer, damar sistemi hastalıklarınız varsa pasif egzersizler yapabilirsiniz.
Yemeklerden 3 saat sonra veya öğünden önce yapılan egzersizin hipoglisemi oluşturma riski vardır. Egzersizin öğünlerden 1-2 saat sonra yapılması hipoglisemi riskini uzaklaştırır ve postprandial (yemek sonrası) kan şekeri yüksekliğini önler.
Egzersize başlamadan önceki kan şekeri düzeyi 100 mg/dl'nin altında veya 240 mg/dl'nin üstünde olmamalıdır. Kan şekeriniz 100 mg/dl'nin altında iken egzersiz yapmanızın hipoglisemi oluşturma riski vardır. Kan şekeriniz 240 mg/dl'nin üstünde iken egzersiz yaparsanız kan şekeriniz daha çok yükselir ve keton cisimler artar.
Vücudun belirli bir bölgesini çalıştırmaya yönelik egzersizler yerine tüm vücudu çalıştıran egzersiz tipleri tercih edilmelidir. (vücut geliştirme yerine yürüme, koşma, yüzme gibi)

Fiziksel aktivitenizi arttırmak için;
· Asansör yerine merdiven kullanın.
· Arabanızı gideceğiniz yerden uzağa park ederek yürüyün.
· Yürüyerek gidebileceğiniz mesafelerde araba kullanmayın.
· Alışverişinizi size en yakın olan yerden yapmak yerine daha uzak olanından yapın
· Alışveriş merkezlerinde yürüyen merdiven yerine merdiven basamaklarını kullanınız.
· Otobüse bir durak sonra binerek veya otobüsten bir durak önce inerek yürüyüş sürenizi uzatın.
· Haftanın 3-4 günü düzenli olarak yürümek için egzersiz planı yapın.
Devamını Oku

İnsülin

İnsülin enjeksiyonu, halk arasında bilinen aksine, sigara ve alkol gibi bağımlılık ve alışkanlık yapmaz. İnsülinin hayat kurtaran bir ilaç olduğunu ve aslında kendimize enjeksiyon yapmakla daha sağlıklı bir yaşam sürmek için gerekli olanı yaptığımızı hatırlamamız bu fikre alışmamızı kolaylaştırabilir.

İnsülin Nedir?

İnsülinin görevini anlayabilmek için öncelikle vücudumuzun, fonksiyonlarını yerine getirmesi için gerekli olan enerjiyi nasıl sağladığını kısaca bilmemiz gerekir.
Yediğimiz besinler sindirime uğradıktan sonra vücudumuzda bulunan enzimler sayesinde şekere parçalanır. Şeker (gukoz) kan akımı ile vücudun tüm bölümlerine taşınır. Vücudumuzun ana besin kaynağı olan şeker, enerji sağlayabilmek için kandan vücut hücrelerinin (kas hücreleri, yağ hücreleri ve karaciğer hücreleri) içine girmelidir. İnsülin, vücudumuzda midenin altında ve arka tarafında bulunan pankreas adındaki organın, beta hücrelerinden salgılanan bir hormondur. Kandaki şekerin kandan ayrılarak hücre içine girmesini sağlar. Böylelikle kandaki şeker düzeyi de yükselmemiş olur.
Diyabetli olmayan bir insanda her gıda alımı sonrası, pankreas alınan besinlerin enerji haline dönüşmesini sağlamak için insülin üretir. Bu demektir ki tüm insanlar insüline bağımlıdır.Diyabetlilerde ise, pankreas yeterli miktarda insülini üretmez veya üretilen insülin hedef hücreler (kas, yağ ve karaciğer hücreleri) tarafından kullanılmaz. Bu durumda vücudumuz için hayati öneme sahip olan insülini dışarıdan vücudumuza sağlamamız gerekmektedir.

İnsülin şu an için, hap ya da tablet şeklinde kullanılamamaktadır. İnsülin bir enjektörle cilt altına enjekte edilmek üzere sıvı halde bulunmaktadır.İnsülin enjeksiyonu, halk arasında bilinen aksine, sigara ve alkol gibi bağımlılık ve alışkanlık yapmaz. İnsülinin hayat kurtaran bir ilaç olduğunu ve aslında kendimize enjeksiyon yapmakla daha sağlıklı bir yaşam sürmek için gerekli olanı yaptığımızı hatırlamamız bu fikre alışmamızı kolaylaştırabilir. İnsülin, diyabet tedavisindeki en önemli araçlardan biridir. Fakat, insülin tek başına kan şekeri düzeyini kontrol edemez. Eğer verilen beslenme tedavi ilkelerine uymaz ve düzenli egzersiz yapmazsanız dünyadaki hiçbir insülin tedavi şeması diyabetinizi kontrol altına alamaz. İnsülin hakkında öğrenebileceğinizin en fazlasını öğrenin. Buna kullandığınız insülinin tipi, etki süresi ve maksimum etki zamanı da dahil olmalıdır. Gıda alımınızı ve egzersiz programınızı, insülinin enjeksiyon zamanı ve dozu ile koordine etmeyi de öğrenmelisiniz.

Kimler İnsülin Enjeksiyonuna İhtiyaç Duyar?

· Tip 1 diyabetliler (insüline bağımlı diyabetliler),

· Ağızdan şeker düşürücü haplarla kan şekeri kontrolü sağlanamayan Tip 2 diyabetliler,

· Hangi tip diyabet olursa olsun, akut metabolik komplikasyon (koma) gelişmiş hastalar,

· Akut stres, travma (kaza, yanık gibi), cerrahi girişim (ameliyat) yapılacak tüm diyabetliler,

· Gebelik başlangıcından sonuna kadar tüm diyabetliler ve hamilelikte diyabeti ortaya çıkanlar,

· Komplikasyon gelişmiş tüm diyabetliler (retinopati, nöropati, diyabetik ayak, nefropati gibi),

· Pankreası herhangi bir nedenle ameliyatla alınmış olanlar,

· Hastalık, stres, travma, ameliyat veya hamilelik gibi durumlarla karşılaşanlar insülin enjeksiyonuna ihtiyaç duyar.

Doktorunuz gebelik, ameliyat gibi bazı özel durumlar sona erdiğinde insulin tedavisinden ilaç tedavisine geçebilir.

İnsülin Tedavisinin Amaçları Nelerdir?

İnsülin tedavisinin amaçı;

· Kan şekerini normale getirmek
· Komplikasyonları önlemek
· Önlenemeyecek düzeyde komplikasyonlar oluşmuşsa ilerlemeyi durdurmak,
· Çocuklar için büyüme ve gelişmenin normal sınırlar içinde gitmesini sağlamak,
· Hamilelik ve gebelikle ilgili komplikasyonları önlemektir.

İnsülinleri Birbirinden Ayıran Özellikler Nelerdir?
Günümüzde tedavi amacıyla kullanılan ticari insülinlerin, birçok bakımdan birbirinden farklı özellikleri vardır.
Elde edilen biçimlerine göre insülinler domuz, sığır, insan insülinleri (yarı sentez ve biyosentezle elde edilen) olarak isimlendirilir. Domuz ve sığır insülinlerinin yapıları vücudun ürettiği (insan insülini) insüline tamamıyla benzemez. Bu nedenle insan insülininden daha fazla reaksiyona sebep olabilmektedir. İki çeşit insan insülini vardır. Domuz insülinin insan insülinine benzeyecek şekilde değişime uğratılmasıyla elde edilen yarı sentetik insülinler ve insan vücudunun yaptığı insülinin yapısı ile aynı olacak şekilde genetik mühendislik teknikleri ile üretilen rekombinant (biyosentetik)insülinler. Biyosentetik (rekombinant) insan insülini vücudumuzun ürettiği insülinin tamamıyla aynısı olduğu için vücudun bu insüline karşı tepki gösterme olasılığı hayvan insülinine göre çok daha azdır.
Konsantrasyonları: Regüler (kısa etkili), orta etkili (NPH), hızlı etkili, uzun etkili, hazır karışım (Mix insülinler %10, 20, 30, 50, 70).
Etki biçimleri (etki zamanı): Bugün kullanımda olan insülinler etkileri yönünden: Kısa etki süreli ve çabuk etki gösterenler (berrak görünümlüdür).
Etkisi yavaş başlayan, orta derecede veya uzun etki süreli olanlar (bulanık görünümlüdür).
Kısa etkili ve orta etkili insülinin belli oranda hazırlanmış karışımlarıyla değişik etki süresi gösterenler
Karışım (miks insülin) olarak gruplandırılırlar.
Etkilerinin başlama biçimi ve süresi: Kısa, orta, uzun.
Uygulama biçimleri: Deri altı, kas içine, damar içine.

İnsülin Uygulamalarında, Verilen İnsülin Etkinliğini Değiştiren Nedenler Nelerdir?

İnsülin enjeksiyonu yapılırken uygulanan insülinin özellikleri, insulin enjeksiyon yerindeki farklılıklar, ısı, enjeksiyon yerine masaj yapılması, egzersiz gibi faktörler insülinin etkinliğini değiştirir.

Yapılan araştırmalarda insülinin en iyi emilim yerinin karın bölgesi olduğu görülmüştür. Giderek azalan emilim hızıyla, bunu kol, bacak ve kalça bölgesi izlemektedir.

Enjeksiyon yerinin seçimi kadar, insülinin kıvamı deri ile kas arasında kalan yağlı dokunun (subkütan) kalınlığı da önemlidir. Kasa yapılan insülin daha çabuk etki gösterir ve etkisi daha kısa sürer.

Kan akımını artmasını sağlayan durumlar (masaj, ısı uygulaması, geçici ısı artması, enjeksiyon yapılan yere uygulanan egzersiz gibi) emilimi hızlandırır.


İnsülin Tedavi Şemasına göre Uygulama Yöntemleri

Günde bir kez insulin enjeksiyonu: Kan şekeri kontrolü ağızdan şeker düşürücü haplarla istenilen düzeyde sağlanamayan yaşlı, sosyal sorunları olan, yalnız yaşayan, hareket kısıtlılığı olan Tip 2 diyabetlilere önerilen en basit insülin uygulaması yöntemidir.

Günde iki kez insulin enjeksiyonu: Genellikle tek dozun yeterli olmadığı durumlarda Tip 2 diyabetlilere önerilen insülin tedavisidir, sabah ve akşam saatlerinde yaklaşık 12 saat aralıkla olmak üzere günde 2 doz insülin uygulaması yapılır.

Günde 3 veya 4 kez insulin enjeksiyonu: Günümüzde en iyi insülini yerine koyma yöntemi olarak önerilmektedir. Gebe olan diyabetliler, Tip 1 diyabetliler, günlük yaşamı yemek ve aktivite yönünden yoğun ve düzensiz olanlar için en uygun yöntemdir. Bu yöntemle çok iyi bir kan şekeri kontrolü sağlanabilir.

Sürekli subkutan insülin infüzyonu (İnsülin pompa tedavisi) : İnsülin pompası aracılığı ile bazal ve bolus insülin uygulanır. Bolus insülin öğünle alınan karbonhidratların kullanılmasını sağlayarak tokluk kan şekeri yükselmelerini önler. Bazal insülin ise 24 saat boyunca gerek öğün aralarında gerek ise gece boyu kan şekeri kontrolünün sağlanmasından sorumludur. Günde 4 veya daha fazla kez insulin uygulamasının yapılması (Yoğun insulin tedavisi) karbonhidrat sayımı yöntemi ile öğün planlamasının yapılmasını gerektirir.


En İyi İnsulin Tedavi Yöntemi Hangisidir?

Tek ve en iyi yöntem, size özel basit ve sizin kolayca uyum sağlayabileceğiniz, yaşamınızı aksatmayan, tepki vermenize yol açmayan ve etkin kan şekeri kontrolünü sağlayan yöntemdir.

İnsülin Tedavisinin Yan Etkileri Var mıdır?
İnsülin tedavisinin en önemli yan etkisi kan şekeri düşmesidir (hipoglisemi). Kan şekeri 50 ml/dl'nin altına düştüğü zaman hipoglisemi görülür.
· doktorunuza danışmadan insülin dozunda değişiklik yaparsanız,
· öğün atlarsanız
· Öğünde almanız gereken miktarlardan daha az miktarda karbonhidrat içeren besin tüketirseniz
· Diğer günlere kıyasla daha fazla hareketliyseniz veya egzersiz yaparsanız hipoglisemi yaşabilirsiniz.

Hipoglisemi belirtileri ;
· terleme,
· titreme,
· dikkat dağılması,
· baş dönmesi,
· şuur bulanıklığı,
· bulanık görme,
· uykudan uyanamamadır.

Hipoglisemi evinizden uzakta, yolculukta veya herhangi bir yerde ve zamanda olabilir. Bu nedenle diyabet kimlik kartınızı mutlaka yanınızda taşıyınız.

Hipoglisemi belirtileri hissedince, her zaman yanınızda, işyerinizde, kullandığınız arabada kesme şeker, toz şeker, meyve suyu, limonata gibi basit karbonhidrat içeren bir besin bulundurunuz.

Aile bireylerinin, arkadaşlarınızın ve yardımcılarınızın hipoglisemi belirtilerinin neler olduğunu ve nasıl tedavi edildiğini öğrenmeleri, sizin için hayati önem taşımaktadır.


İnsülin lipoatrofi ve hipertrofisi nedir?
İnsülin lipoatrofisi insülin enjeksiyonu yapılan yerlerde yağ dokusunun kaybı ile oluşan insülin tedavisine bağlı yan etkilerdir. Gençlerde ve kadınlarda daha sık görülmektedir. Uzun süre hep aynı yere enjeksiyon yapılması sonucunda gelişir. Çocuk ve genç diyabetlilerde sık görülür. Her iki durumda da insülin enjeksiyon yerlerinin değiştirilmesi gerekir.
Devamını Oku

Beslenme Tedavisi

Diyabet tedavisinde kan şekeri kontrolünü sağlamak için sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması önemlidir. Diyabeti olmayan bireylerde olduğu gibi diyabetli bireylerinde yeterli ve dengeli beslenmeyi öğrenmesi ve öğrendiklerini günlük yaşamda uygulaması sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturur.

Diyabet tedavisinin amacı kan şekeri düzeyinizi normal sınırlar içerisinde tutarak, kısa veya uzun dönemde oluşabilecek sağlık sorunlarını önlemek veya geciktirmektir. Diyabetin tedavisi aşağıdaki tedavi prensiplerini içermektedir,

1- Sağlıklı beslenme ve egzersiz
2- Sağlıklı beslenme, ağızdan alınacak antidiyabetik (OAD) ilaçlar ve egzersiz
3- Sağlıklı beslenme, insülin tedavisi ve egzersiz
4- Sağlıklı beslenme, ağızdan alınacak antidiyabetik (OAD) ilaçlar, insülin ve egzersiz

Görüldüğü gibi diyabet, yaşamınızda başta beslenme alışkanlıklarınız olmak üzere bazı değişikliklerin oluşmasını gerektirmektedir. Kan şekerini oluşturan asıl kaynak yiyeceklerdir ve bu nedenle sağlıklı beslenme diyabette tedavinin temelidir.

· Yediğim yiyecekler kan şekerimi nasıl etkiliyor ?
· Bir günde kaç kalori almam gerekir?
· İhtiyacım olan enerjiyi alabilmek için hangi yiyecekleri yemem gerekir?
· Daha az yağ tüketimini nasıl sağlayabilirim?
· Tedavinize göre öğün saatlerini nasıl ayarlayabilirim?
· Egzersiz planıma göre beslenme düzenimde yapmam gereken değişiklikler nelerdir?
· Hipoglisemiden korunmam ve tedavi etmem için ne yapmam gerekir?

Diyetisyenlerden yukarıdaki sorularınızın ve diğer birçok sorunuzun cevabını öğrenebilirsiniz.
Diyetisyeniniz sevdiğiniz yiyecekleri içeren sağlıklı beslenme planınızın oluşmasında ve beslenme alışkanlıklarınızın değişmesinde size yardımcı olacak kişidir.
· Diyabetiniz yeni teşhis edilmişse
· Tedavi planınızda doktorunuz tarafından yapılan bir degişiklik varsa veya
· Yıllık kontroller için yılda 2 kez mutlaka diyabet konusunda deneyimli bir diyetisyene danışınız.

Bir Diyetisyenle Görüşene Kadar Ne Yapmalısınız?

Diyabeti olsun veya olmasın tüm insanların sağlıklı bir yaşam için yemeleri gereken yiyecekler aynıdır. Diyabetli olmanız diğer insanlardan farklı bir yiyeceği yemeniz veya yememeniz anlamına gelmez. Burada önemli olan vücudun ihtiyacı olan besinlerin çeşitli yiyeceklerden karşılanmasıdır. Ancak genellikle kişiler diyabetli olduklarını öğreninceye kadar, sağlıklı beslenmek amacı ile değil de karın doyurmak amacı ile canının istediğini veya kendisine sunulan yemeği yedikleri için beslenme alışkanlıklarını değiştirmekte güçlük çekerler. Bunun için aceleci ve çok fazla kuralcı olmamakta fayda vardır.
Beslenme alışkanlıklarınızda yapmanız gereken değişikliklere sizin için en önemli olanlardandan başlayabilirsiniz.
· Öncelikle kan şekerinizin hızlı bir şekilde yükselmesine neden olan şeker ve şeker içeren yiyecekler ile kilo almanıza neden olacak yağ ve yağlı yiyecekleri azaltın.
· Bir veya iki öğün yemek yerine günde en azından üç öğün yemeye çalışın. Öğünler arasında ve gece yatmadan önce küçük bir ara öğün almanız da gerekebilir.
· Alkolün tedavinize etkisini öğrenmeden , alkollü içki içmeyin.
· Diyetisyeninizle görüşmeye gitmeden önceki üç veya beş gün süre boyunca içtiğiniz ve yediğiniz herşeyi not alın. Bu kayıtlar , diyetisyeninizin sizin beslenme alışkanlıklarınızı ve günlük yaşam tarzınızı öğrenmesine fırsat verir ve böylece alışkanlıklarınıza uygun bireysel bir plan oluşturmasına yardımcı olur

Öğün Sıklığı Ne Olmalı?

Gün içinde yemeniz gereken öğün sayısı diyabetinizin tipine, aldığınız medikal tedaviye, fiziksel aktivite düzeyinize ve o andaki kan şekeri düzeyinize bağlı olarak değişir.
İnsülin kullanan tip 1 ve tip 2 diyabetlilerin sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeği olarak üç ana öğün öğünler arasında ve gece yatmadan önce üç ara öğün olmak üzere altı öğün beslenmesi gerekir.
Genellikle yapılan yanlış insülin enjeksiyonunu yaptıktan sonra yarım saat beklemeden hemen veya 5 dakika sonra yemek yenilmesidir. Bu tarz hatalar öğünden sonra kan şekerinin yükselmesine neden olur.
Yapılan bir diğer yanlış ise açlık hissi oluşmadığı için ara öğünlerin yapılmaması veya ara öğünde yenilen yiyecek miktarının ve çeşidinin azaltılmasıdır. İnsülin kullanan bir kişide ara öğünün yapılmaması, bir ara öğünün atlanması veya yenilen yiyecek miktarının ve çeşidinin azaltılması şeklinde yapılan uygulamalar kan şekerinin düşmesine neden olur. Kan şekerinin 50 mg/dl'nin altına düşmesi hipglisemi olarak tanımlanır.
Tip 2 diyabetlilerin iki -üç saat aralıklarla beslenmesi gerekir. Bir gün içinde yenilmesi gereken yiyecekleri gün boyunca yayarak sık ve az yemek yeme alınan öğünden sonra kan şekerinin daha az yükselmesini sağlar. Öğünlerde yenilen yiyeceklerin porsiyon ölçüsünü azaltarak, küçük öğünler halinde yemek yenilmesi fazla kalori alınmasını önleyerek ve açlığı kontrol altına alarak hem kan şekeri kontrolünü sağlar hem de kilo alımını önler. Ayrıca kan kolesterol düzeyindeki yükselmeyide azaltır.

Ara Öğünlerde Ne Yenilebilir?

Ara öğünler için yapılacak seçim insülin veya oral antidiyabetik ilaç kullanan kişiler için farklıdır. Ancak her iki tedavide 10-15 gram karbonhidrat içeren bir yiyecek yemenizi öneririz. Yiyecek seçiminde değişim listelerinden veya diyabet beslenme piramidinden faydalanabilirsiniz.
Ara öğünler için yapacağınız en iyi seçim ekmek veya ekmek yerine yenilebilecek yiyecekler grubudur. Örneğin 2 galeta veya 4-5 adet şekersiz kepekli bisküvi, bir bardak dolusu yağsız patlamış mısır, yarım pogaca, vb. Bu grup yiyeceklerin yanına düşük yağlı süt, yoğurt, ayran veya peynir gibi protein içeren bir yiyecek ilave ederek ara öğünü kuvvetlendirebilirsiniz.
Taze meyve ve sebzede iyi bir seçim olabilir . Ancak insülin kullanan kişilerin ara öğünde sadece meyve yemeleri her zaman için iyi bir seçim olmayabilir. Ara öğünde tek başına meyve yenilmesinin o andaki kan şekeri düzeyine bağlı olarak öğlen yemeğine doğru oluşabilecek bir hipoglisemi riski yaratabileceği unutulmamalıdır.
Diyabetliler genellikle ara öğün saatinde evde olmadıklar için bir şey yiyemediklerinden yakınırlar. Ara öğünler için hazırlıklı olmayı unutmayın.. Yanınızda-çantanızda, arabanızda, işyerinde masanızın çekmecesinde-daima yiyebileceğiniz uygun yiyecekler bulundurun.

Hangi Yiyecekleri Miktarını Kısıtlamadan Yiyebilirim?

Herhangi bir yiyeceği gereginden fazla yemeyi düşünmeyin. Sağlıklı beslenmenin anahtarı dengedir.
Vücudunuz için gerekli olan yiyeceklerin zaman ve miktar olarak belirli bir denge içinde alınması hiperglisemi ve hipoglisemiyi önleyerek, kan şekeri kontrolünü sağlayacak kan şekerinin kontrol altına alınması da kısa ve uzun dönemde gelişebilecek komplikasyonları önleyecek veya geçiktirecektir.
Yağsız sütün içindeki yağ mıktarı azdır ancak kalorisi vardır. Diyet ürünlerinde şeker olmayabilir ancak içinde bulunan un, yağ veya meyve şekeri kan şekeri ve kan yağlarının kontrol altına alınması için uygun olmayabilir. Eğer yediğiniz yiyeceğin porsiyonunu kontrol edebilirseniz sevdiğiniz bir çok yiyecek dahil olmak üzere çeşitli yiyecekleri yiyebilirsiniz.

Şeker ve Şeker İçeren yiyecekler Yenilebilir mi?

Kan şekerinin kaynağı, çeşitli yiyeceklerde bulunan karbonhidrat adı verilen besin öğesidir. Karbonhidrat içeren yiyecekler sofra şekeri, şekerli yiyecekler (bal, reçel, pekmez, marmelat, şekerli meyve suları, meşrubatlar, çikolata, dondurma ve tatlılar gibi), un ve undan yapılan yiyecekler (ekmek, yufka, erişte, makarna gibi), pirinç, bulgur, kuru baklagiller, patates, sebzeler, meyveler, yoğurt ve süttür. Ancak bu yiyeceklerin içindeki karbonhidratların kan şekerini etkileme hızları birbirinden farklıdır. Bu nedenle yiyecekler kan şekerini hızla yükselten karbonhidratlı yiyecekler (basit karbınhidratlar) ve kan şekerini daha geç ve daha yavaş yükselten karbonhidratlı yiyecekler (kompleks karbonhidratlar) olmak üzere iki gruba ayrılır.
Şeker ve şeker içeren yiyecekler vücuda enerji verir ancak bu tür yiyeceklerin yenilmesi kan şekeri kontrolünü bozar. Sofra şekeri, reçel, bal, marmelat,pekmez, hazır meyve suları, pasta, kek, tatlı, şekerli bisküvit, çikolata, helva gibi yiyeceklerin içindeki karbonhidrat basit karbonhidratdır yani kan şekerini hızlı bir şekilde yükseltirler. Ayrıca başta diş çürüklüğü olmak üzere, şişmanlık, kalp hastalığı, barsak hastalıkları gibi bir çok sağlık sorununun oluşmasına neden olurlar.
Vücudun ihtiyacı olan enerjiyi kompleks karbonhidratlardan karşılayarak kan şekerinin daha geç ve daha yavaş yükselmesini sağlayabilirsiniz.Yediğimiz sebze, meyve, ekmek, pilav, makarna, çorba, kuru baklagiller gibi çeşitli yiyeceklerin içindeki karbonhidratlar yani kompleks karbonhidratlar, vücudumuzda şekere yani glikoza dönüşür. Ancak bu yiyeceklerin içindeki karbonhidratların şekere parçalanma hızı yavaş olduğundan kan şekerini daha geç ve daha yavaş yükseltirler.
Alışveriş yaparken almayı düşündüğünüz yiyeceğin ambalajında bulunan ‘içindekiler’ kısmını mutlaka okuyunuz. İçinde glikoz, sukroz, şeker bulunan yiyecekleri satın almadan önce marka ve çeşit olarak not ediniz ve sizin için uygun olup olmadığını öğrenmek için mutlaka diyetisyeninize danışınız.

Sağlıklı Beslenmek İçin Hangi Yiyeceklerin Yenilmesi Gerekir?

Diyabeti olan bir çok kişi beslenme planını uygulamak için aile ile yemek yeme zamanını ve birlikte yedikleri yemek çeşidini değiştirmekte, kendisi için ayrı yemek hazırlamaktadır. Oysa günümüzde diyabeti ve diyabeti olmayan bireylere önerilen sağlıklı beslenme prensipleri farklı değildir. Diyabet, bireyin temel besin öğelerine olan gereksinim düzeylerini etkilemez. Beslenme planı ile; bireysel özelliklere göre değişen enerji ve besin öğesi ihtiyacının yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayacak şekilde, çeşitli yiyeceklerden karşılanması sağlanır.
Diyabeti olmayan bir kişinin de rafine şeker tüketimini kısıtlaması, doymuş yağ ve kolesterolden zengin olan et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi yiyecekleri belirli bir miktarda tüketmesi, az az ve sık sık yemek yemesi gerekmektedir. Sağlıklı beslenme için aşağıdaki besin öğelerini içeren yiyeceklerin yeterli miktarlarda ve öğün içinde dengeli bir şekilde alınması gerekmektedir.
Karbonhidrat (tahıllar, un ve undan yapılmış yiyecekler, kuru baklagiller, patates, sebze ve meyveler, süt, yoğurt)Protein (et, yumurta, peynir, süt, yoğurt )
Yağ (yağ ve et, yumurta, peynir, süt, yoğurt gibi yağ içeren yiyecekler)
Vitamin ve Mineral (sebze ve meyveler başta olmak üzere tüm yiyecekler)
Posa (sebze, meyve, tam taneli tahıllar)

Öğün Planı Nasıl Yapılabilir?

Çoğu kişi diyabet tedavisini en zor kısmının öğün planı yapmak olduğu konusunda hemfikirdir. Yılın 365 günü, hergün düzenli olarak belirli zamanlarda, ölçülü miktarlarda yemek yemek gerçekten zordur. Ancak günümüzda kan şekeri kontrolünün sağlanması için verilen sağlıklı beslenme önerileri katı kuralların, belirli kalori hesabına dayalı daha önceden basılarak hazırlanmış diyet listelerinin uygulanmasından ziyade yaşam tarzı değişikliklerini temel almaktadır.
Yaşam tarzınızda yapacağınız değişikliklerinin en önemlisi mevcut beslenme alışkanlıklarınızın sağlıklı beslenmenizi sağlayacak şekilde değişmesidir. Bu değişiklikleri başlatmanın temelinde ise bilinçli bir yiyecek seçimi ve mutfak alışverişi yer alır. Çünkü evinize aldığınız veya dışarıda yemek yerken seçmiş olduğunuz yiyeceklerin sağlıklı beslenmeniz için uygun yiyecekler olmaması durumunda kan şekeri kontrolünün sağlanması zorlaşır.
Haftalık veya günlük beslenme planınınızı yapmak, alışveriş için markete gittiğinizde size kolaylık sağlayacaktır. Gereksiniminiz olan yiyecekleri içeren bir alışveriş listesi yapınız ve ihtiyacınız olan miktarlar belirleyiniz. Bu listede aşağıdaki beslenme piramidinde yer alan yiyecek gruplarının herbirinden bulunması gerektiğini unutmayınız.
Diyabet Beslenme Piramidi’ size öğünlerinizi planlamada kolaylık sağlayan görsel bir methottur. Bu piramidte yer alan yiyecekler 6 grupta toplanmıştır. ‘Tahıllar, Kurubaklagiller ve Nişastalı Yiyecekler’ grubu piramidin temelini oluşturmakta ve en geniş bölümünü kapsamaktadır. Bu bölümde yer alan ekmek çeşitleri, tahıllar, kurubaklagiller, pirinç, patates gibi nişastalı yiyecekler bir öğünde yenilmesi gereken temel yiyeceklerdir. Sağlıklı bir beslenme planı içinde 1 porsiyonu 1 ince dilim ekmek veya 1 orta boy patates veya 2-3 kaşık pilav olarak belirtilen bu grubtan 6 veya daha fazla porsiyon yenilmesi gerekmektedir .
‘Sebze ve Meyve’ grubu piramidin ikinci basamağını oluştururlar. Bu gruplar posa, vitamin ve mineral kaynağıdır. Bununla birlikte farklı sebzelerin ve meyvelerin içerdiği vitamin ve minerallerde farklıdır. Ispanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler kalsiyum minerali ve K vitamini için iyi bir kaynak iken , havuç gibi sarı renkli sebzeler A vitamininden zengindir. Çoğu meyve ise A , C vitamini ile potasyum, magnezyum ve bakır gibi mineraller için mükemmel bir kaynaktır. Kişisel özelliklere göre değişmekle birlikte günlük beslenme planında 3-5 porsiyon sebze ve 3-4 porsiyon meyve yenilmelidir. Porsiyon ölçüleri için değişim listelerinden faydalanabilirsiniz.
Piramidin üçüncü basamağında ‘Süt, Yoğurt’ grubu ile et, balık, tavuk, yumurta ve peynir gibi hayvansal yiyecekleri içeren ‘Et’ grubu yer alır. Diyabet Beslenme Piramidi, bu iki grubun her birinden 2-3 porsiyon yenilmesini önermektedir. Özellikle kalsiyumdan zengin olan süt grubunda 1 bardak süt veya yoğurt 1 porsiyon olarak tanımlanmaktadır. ‘Süt, Yoğurt’ grubu ve ‘Et’ grubu proteinden zengindir ve sağlıklı bir beslenme planında günlük enerjinin %10-20’sinin proteinlerden sağlanması gerekmektedir. Bununla birlikte her iki gruptaki yiyeceklerin kolesterol, kalori ve özellikle doymuş yağ olmak üzere yağ içeriği fazladır. Bu nedenle de piramidin üçüncü basamağındadır ve kendisinden önceki diğer gruplara oranla daha az bir yer kaplamaktadır. Düşük yağlı veya yağsız süt ürünleri, yağsız et, derisiz tavuk etinin tercih edilmesi şüphesizki bu grubun içerdiği toplam yağın , doymuş yağın ve kalorinin azalmasını sağlayacaktır. 1 porsiyon ‘Et’ grubu 60-90 gr pişmiş et, tavuk, balık veya peynirden birini içerir ve bir gün içinde bu gruptan 2-3 porsiyon yenilmesi önerilir.
Piramidin tepesine tırmandığımızda burada yer alan ‘Yağlar, Şeker ve Şekerli yiyecekler ile Alkollü İçecekler’ grubunun çok az bir bölüm kapladığını görürüz. Bu da bize, bu yiyeceklerin sağlıklı bir beslenme planı içinde ki yerlerinin ne kadar az olduğunu göstermektedir. Bu grup için önerilen porsiyon ölçüsü yoktur çünkü grup içinde yer alan yiyecekler (yağ, şeker) ve alkollü içecekler sağlıklı bir beslenme planına katkıda bulunacak herhangi bir besin öğesini içermezler. Ancak bu grup içinde yer alan yiyeceklerden yağlar için 1 tatlı kaşığı yağ veya 5-6 adet fındık içi, şeker ve şekerli yiyecekler için 2 adet şekerli bisküvi veya 1top dondurma 1 porsiyona örnek olarak verilebilir. Eğer bu grupta yer alan alkollü içkilerden birini içmek istiyorsanız öncelikle alkolün kan şekerinizi nasıl etkilediğini öğrenmenizi öneririz.

‘Diyabet Beslenme Piramidi’den Nasıl Faydalanılır?
Diyabet Beslenme Piramidi yalnız sizin değil diğer aile bireylerinin de sağlıklı ve dengeli beslenmesini sağlayacak yiyecekleri içermektedir.Sabah kahvaltısı, öğlen ve akşam yemeği olarak tanımlanan ana öğünlerinizde, piramidteki 6 yiyecek grubundan 4 veya 5 farklı grup içinde yer alan yiyecekleri bir araya getirerek öğün planınızı yapabilirsiniz. Aşağıda bu konu ile ilgili birkaç örnek verilmiştir. Sizde diyetisyeninizden tedavinize uygun olan öğün sayısını ve her bir yiyecek grubu için gereksiniminiz olan miktarları öğrenerek kendi piramidinizi oluşturabilirsiniz.

Kahvaltı: Bir çay bardağı süt- Süt grubu
30 gr az yağlı beyaz peynir- Et grubu
2 ince dilim ekmek- Tahıllar, Kurubaklagiller ve Nişastalı Yiyecekler grubu
1 orta boy domates- Sebze grubu

Öğlen yemeği: 2 adet köfte (60 gr)- ‘Et’ grubu
Zeytinyağlı fasulye- ‘Sebze’ grubu+ ‘‘Yağlar, Şeker ve Şekerli Yiyecekler ile Alkollü İçecekler’ grubu
2-3 kaşık makarna- ‘Tahıllar, Kurubaklagiller ve Nişastalı Yiyecekler’ grubu+‘Yağlar, Şeker ve Şekerli Yiyecekler ile Alkollü İçecekler’ grubu
1 dilim kepekli ekmek- ‘Tahıllar, Kurubaklagiller ve Nişastalı Yiyecekler’ grubu
1 bardak ayran- ‘Süt-Yoğurt’ grubu

Akşam yemeği: Mercimek çorba- ‘Tahıllar, Kurubaklagiller ve Nişastalı Yiyecekler’ grubu+‘Yağlar, Şeker ve Şekerli yiyecekler ile Alkollü İiçecekler’
Kıymalı Ispanak- ‘Et’ grubu+ ‘Sebze’ grubu
1 çay bardağı yoğurt-‘Süt-Yoğurt’ grubu
1 orta boy kivi- ‘Meyve’ grubu
1 dilim kepekli ekmek ‘Tahıllar, Kurubaklagiller ve Nişastalı Yiyecekler’ grubu

Örneklerde de gördüğünüz gibi diyabetinizin olması her öğün ve her gün aynı yiyecekleri yemeniz anlamına gelmiyor. Diyabet Beslenme Piramidi ve değişim listelerinden faydalanarak ihtiyacınız olan temel besin öğelerini içeren ancak adı, görünüşü ve tadı farklı olan değişik yiyecekleri ve yemekleri yiyebilirsiniz. Örneğin 1 tabak kıymalı ıspanak yerine 1 küçük boy etli biber dolma veya 1 bardak süt ve yarım muz yerine evde hazırlanmış meyveli yoğurt yenilebilir.
Öğün planlaması konusunda bilgi almak ve uygulamalarda başarılı olmak için diyabet tedavisi konusunda deneyimli bir diyetisyenle (diyabet diyetisyeni) birlikte çalışmaya gereksiniminiz olacaktır. Diyabet diyetisyeninizle birlikte öğün ve ara öğünlerinizi size uygun olacak şekilde planlayabilir, beslenme alışkanlıklarınızda gerekli olan davranış değişiklikleri konusunda bilgi alabilirsiniz. Yaşadığınız yerde danışabileceğiniz bir diyet uzmanı yok ise Türkiye Diyetisyenler Derneğinden, çevrenizdeki en yakın diyet uzmanının yerini ve telefonunu öğrenebilirsiniz.

Diyet ve Diyabet ile İlişkili Gerçek Nedir?

İyi bir kan şekeri kontrolü sağlamak diyabet tedavisinde öncelikli hedeftir Kan şekerinin mümkün olduğunca normale yakın düzeylerde olması kalp hastalığı, inme, böbrek ve göz hastalığı, sinir hasarı gibi diyabetle ilişkili komplikasyonlarının gelişme riskini azaltılabilir.
Amerikan Diyabet Birliği Beslenme komitesi tarafından 1994 ilkbaharında yayınlanan yeni beslenme ilkelerinde, ‘Diyabetik Diyet’ yerine ‘Diyabette Tıbbi Beslenme Tedavisi’ nin kullanılması gerektiği ayrıca diyabetli bireylerin dengeli bir öğün planı içinde yer alan karbonhidratı şeker içeren bir besinle yer değiştirerek kullanabileceği bildirilmiştir.Aynı komitenin Mayıs 1994 de, Diabetes Care’de yayınlanan makalesinde ‘ basit şeker nişastaya kıyasla daha hızlı sindirilir ve emilir, bu nedenlede kan şekerini yükseltir’ şeklindeki teoriyi destekleyen bilimsel kanıtların yeterli olmadığı ifade edilmiştir. Peki bu yayının verdiği önerilerin diyabetli bireyler için anlamı nedir?
Günümüzde, bu bilgiler ışığında diyabetli bireyin toplam tükettiği karbonhidrat miktarının önemi üzerinde durulmakta, tıbbi beslenme tedavisinde öğün planlaması için karbonhidrat sayımı yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntemle, diyabetli birey diyetisyeninden, ana ve ara öğünlerde ne miktarda karbonhidrat tüketmesi gerektiğine dair bilgi ve eğitim almakta ve tüketeceği karbonhidrat miktarına gore besin seçimini kendisi yapmaktadır. İnsülin tedavisi alan diyabetliler konuyla ilişkili yeterli beslenme eğitimini alarak, öğün öncesi tüketeceği karbonhidrat miktarını belirler ve yapacağı insulin dozunu tüketeceği karbonhidrat miktarına uygun olarak kendisi ayarlar. Evde yapacaği kan şeker ölçümleri ile aldığı karbonhidratın ve uyguladığı insulin dozunun kan şekeri üzerindeki etkisini izleme olanağını bulur.
Kilolu veya obez olan diyabetlilerde ağırlık kaybının sağlanması hedeflenir. Bu nedenle kilolu ve obez bireylerin karbonhidrat sayımı yanında yağ sayımının yapması da önemlidir. Ayrıca diyabetli bireylerde sıklıkla yüksek kan yağları ve kolesterol düzeyleri sorunu da görülebilmektedir. Kilo sorunu olmasa bile kan yağları ve kan kolesterol düzeyi yüksek olan diyabetlilerin de öğün veya gün içinde yağ sayımı yapmaları gerekmektedir.

Ne Kadar Karbonhidrat Tüketilmeliyim?
Bu sorunun cevabını vermek çok kolay değil. Çünkü cevap kişiden kişiye farklılık gösterir. Ayrıca bir gün içinde alınması gereken toplam karbonhidrattan çok hedef kan şekeri kontrolünü sağlayacak karbonhidrat alımının gün içinde öğünlere ve ara öğünlere dağılımı önemlidir. Diyetisyeniniz aşağıdaki noktaları dikkate alarak ana ve ara öğünlerde almanız gereken karbonhidrat miktarını belirler.
· Vücut ağırlığı/boy uzunluğu
· Ne zaman ve ne sürede egzersiz yapıldığı
· Diyabetinizle ilişkili aldığınız medical tedavi ve kullandığınız ilaç veya insülinin etki süreleri
· Vücut ağırlığı hedefi
· Yaş
· Kolesterol, trigliserid, mikroalbümin ve Hemoglobin A1c ile ilişkili kan değerleri
· Kişisel tercihler
· Diğer medikal konular
· Kültürel geçmiş ve yaşam tarzı

Yıllar once diyabet tedavisinin önemli bir bölümünü oluşturan beslenme konusunda diyabetlilere kendi planını kendin yap şeklinde bir yaklaşım dile getirilmezdi. Oysa günümüzde diyabetlilere öğün planı ile ilişkili bir bütçe verilmekte ve bu bütçeyi kendi istekleri doğrultusunda harcaması istenmektedir. Örneğin öğlen yemeğinde öğün bütçesinden 60 gram karbonhidrat harcaması gereken bir diyabetli bu miktarı 1 gözleme yiyerek veya 1kepçe çorba, 2 dilim ekmek ve 1 küçük boy muz yiyerek de harcayabilmektedir. Seçim tamamen kendisine aittir.
Diyabetlilerin de diyabetli olmayanlar gibi sağlıklı bir yaşam sürmeleri için dengeli beslenmeleri gerekmektedir. Diyabetli bir bireyde diyabetli olmayan ve dengeli beslenen bir kişinin yaptığı gibi istediğini yiyebilir. Bunun için diyetisyeni ile birlikte çalışmalı, karbonhidrat sayımı ve yağ sayımı veya her ikisi ya da değişim listeleri ile ilişkili gerekli bilgiyi, uygun eğitimi ve desteği almalıdır.

Posa (Lif) Nedir?
Bitkisel kaynaklı gıdaların insandaki sindirim enzimleri tarafından parçalanmayan kısımlarına posa denir. Posa iki ana gruba ayrılır.
1- Buğday kepeği, hemiselüloz, liğnin gibi suda erimeyen ve sindirilemeyen posalar yiyeceklerin bağırsak kanalına geçişini ve bağırsak hareketlerini hızlandırır.
2- Suda eriyebilen posa; elma, greyfurt, limon, portakal, yulaf kepeği, kuru baklagiller ve birçok sebze ile guargum ve kanyak bitkisi suda eriyebilen posa içerir. Posanın bu türü mide boşalmasını geciktirir, karbonhidratların sindirimini yavaşlatarak glisemi yükselmelerini önler, bağırsak çalışmasını düzenler-kabızlığı önler. Suda eriyebilen posa yüksek kan kolesterol ve trigliserid düzeylerinin düşmesinde de yardımcıdır.

Beslenmemizde Posa Içeriğini Arttırmak Için Ne Yapmalıyız?
Beslenme planınızda posa içeriğini arttırmak için beyaz ekmek yerine kepekli ekmek özelliklede çavdar veya yulaf ekmeği, pirinç yerine bulgur, meyva suyu yerine meyva tüketiniz. Kabuğu ile yenilebilen meyvaların kabuğunu soymayınız. Öğünlerde sebze ve salata yemeyi ihmal etmeyiniz. Kuru baklagilleri sıkça tüketiniz.

Posa Kan Şekeri Düzeyini Nasıl Etkiliyor?
Karbonhidrat, kan şekeri üzerinde etkisi en fazla olan besin öğesidir. Posada bir
karbonhidratdır. Posanın kan şekeri üzerinde olumlu veya olumsuz bir etkisi var mıdır? Bu sorunun yanıtı çeşitli çalışmalarla araştırılmıştır. Yanıt şöyledir:
1- Posanın kan şekeri üzerine olumsuz etkisi yoktur, çünkü vücutta diğer karbonhidratlar gibi parçalanmaz.
2- Elma veya tam taneli tahıldan yapılmış ekmek içindeki posanın kan şekerine etkisi yoktur, kalori vermez. Bu nedenle, öğün planlamasında karbonhidrat sayımını kullananlara tüketilecek besinin içindeki posa miktarının toplam karbonhidrat miktarından çıkarılması önerilir.

Mademki posa kalori vermez, o zaman niçin bize posa almamız önerilir?
Posanın iki tipi vardır:
1- Suda çözünen posa,
2- Suda çözünmeyen posa. Suda çözünmeyen posa barsak çalışmasını düzenler. Buğday kepeği bu tip bir posadır. Suda çözünen posa ise fazla miktarda tüketildiğinde kan kolesterol düzeylerini düşürür, kan şekeri kontrolünü sağlar. Yulaf bu tip posa için iyi bir örnektir.

Posadan zengin beslenmek diyabeti olanlar veya olmayanlar için oldukça faydalıdır. Bir günde ortalama olarak 20-35 gram posa tüketilmesi gerekir. New England Journal of Medicine’da yayınlanmış bir çalışmada , 50 gram posa (özellikle suda çözünen posa) tüketenlerde kan şekeri kontrolünün bu düzeyden daha az posa tüketenlere kıyasla daha iyi sağlandığı belirtilmiştir.

Posanın bir diğer faydası tokluk hissi oluşturmasıdır.
Tam taneli tahıllar, meyve ve sebzeler ile kurubaklagiller posa yönünden zengin besinlerdir. Günlük beslenmenizde posa miktarını artırmak için sebze ve meyveleri kabuğu ile yemeli, tam taneli tahıldan yapılmış ekmek tüketmeye dikkat etmelisiniz. Beslenmenizde posa miktarını arttırdığınızda konstripasyondan (kabızlık) sakınmak için günde 6-8 bardak su içilmesi gerekir.

İdeal Vücut Ağırlığımı Nasıl Saptayabilirim?
İdeal vücut ağırlığı bir kişinin boy uzunluğuna göre olması gereken ağırlığı gösterir. Ancak bu ağırlığın saptanması için bazı formüllerle vücut yapısının belirlenmesi gerekmektedir. Aynı boy uzunluğuna sahip ince, orta veya iri yapılı insanların olması gereken ideal ağırlıkları farklıdır. İdeal ağırlığa ulaşmaktan ziyade arzu edilir vücut ağırlığını sağlamak ve onu korumak daha önemlidir. Beslenme planınız, zayıfsanız kilo alarak, şişmansanız kilo vererek arzu edilen ağırlığa ulaşacağınız veya ideal ağırlığınızı koruyacağınız bir şekilde düzenlenmelidir.
Arzu edilir vücut ağırlığını saptamak için ise öncelikle beden kütle indeksi’nin (BKİ) saptanması gerekir. BKİ vucut ağırlığının boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesi ile bulunur. Formülü, BKİ = Vücut Ağırlığı (kg)/Boy uzunluğu(m2) dir. Sizde boy uzunluğunuzu ve vücut ağırlığınızı ölçerek BKİ’inizi hesaplayabilirsiniz.


BKİ’ niz ; 20’den az ise zayıf
20-24.9 ise normal ağırlıktasınız
25-29.9 ise kilolusunuz
30-40 ise şişmansınız
40> ise çok şişmansınız

Örneğin. Boy uzunluğu 155cm, vücut ağırlı 64 kilo olan bir kişinin BKİ= 64¸ 1.55x1.55=26.6 dır. Yukarıdaki tablo göz önüne alındığında bu kişi vücut ağırlığına göre kilolu yani hafif şişman olarak tanımlanır. BKİ’nin 20 olması için yaklaşık olarak 48 kilo, 24.9 olması için ise yaklaşık olarak 60 kg olması gerekir diğer bir ifade ile bu kişi için arzu edilir ağırlık vücut yapısına göre değişmekle birlikte 48-60kg arasındaki herhangi bir kilo olabilir. Ortalama olarak 54 kilo kabul edilebilir.

Arzu edilir vücut ağırlığınızı boy uzunluğun - 100 formülü ilede hesaplayabilirsiniz ama bu yöntemle vücut ağırlığınıza göre şişman olup olmadığınızı saptayamazsınız. Örnek: Boy uzunluğu 155 cm. Arzu edilen vücut ağırlığı 155-100=55 kg olmalıdır.

Şişmanım, Kilo Vermem Diyabetimi Nasıl Etkiler?
Kilo vermek, kan şekeri kontrolünün sağlanmasına yardım eder. Tip 2 diyabette pankreas insülin üretir ancak vücut ağırlığındaki fazlalık vücut hücrelerinin ve dokuların insülini kullanmasını önler. Buna ‘insülin dirençi’ denir. Sonuçta kan şekeri yükselir. Vücut ağırlığının azalması sonucunda hücre ve dokular insülini kullanmaya başlar ve kan şekeri kontrol altına alınabilir. Ayrıca fazla kiloların verilmesinin kan yağları ve tansiyon üzerindede olumlu etkileri vardır. Diyabetlilerde kalp damar hastalığı oluşma riski diyabeti olmayanlara kıyasla iki kat fazladır. Kan yağlarında veya tonsiyonda mevcut olan yüksekliklerin önlenmesi kalp damar hastalığının oluşma riskini azaltır.

Diyabetlinin vücut ağırlığı, olması gereken ideal ağırlıkta olmalıdır. Beslenme planınız, zayıfsanız kilo alarak, şişmansanız kilo vererek arzu edilen ağırlığa ulaşacağınız veya ideal ağırlığınızı koruyacağınız bir şekilde düzenlenmelidir.

Haftada Kaç Kilo Vermem Uygun Olur?
Bir haftada yarım kilo vererek sağlığınızı koruyabilirsiniz. Daha fazla kilo vermek vücudunuzu ihtiyacınız olan besinlerden yoksun bırakmanız demektir.Genellikle kural şudur: kilo alma süresi kilo verme süresine eşittir. Yani fazla kilolarınıza ne kadar sürede ulaştıysanız, o süre içinde de onlardan kurtulacaksınızdır. Bu hızda verilen kiloların tekrar alınma riski azdır. Aksi uygulamalarda kısa bir süre sonra verdiğiniz kiloyu tekrar alırsınız.

Kilo Vermek İçin Gayret Ediyorum Ama Yine De Başaramıyorum. Nerede Yanlış Yapıyorum?
Kilo vermek istiyorsanız gerçekçi olun. Eğer başlangıçta vermek istediğiniz kilo fazlo olursa hedefe ulaşmak güçleşir. Her zaman ufak hedefler koyun. Vücut ağırlığında % 10-15 oranında sağlanan bir azalma birçok hastalığın oluşma riskini azaltabilir. Örneğin boy uzunluğu 155cm, vücut ağırlığı 64 kilo olan bir kişinin arzu edilen vücut ağırlığına ulaşması için 4 kg veya 10 kg vermesi gerekir. Bu kişi öncelikle 4 kg vermeyi hedeflemeli, hedeflediği kiloya ulaşınca yine ufak ikinci bir hedef saptamalıdır.

Şişmansanız ve diyabetinizi kontrol altına almak için fazla kilolarınızdan kurtulmakta karalıysanız;
· Ulaşmak istediğiniz hedef kiloyu bir kağıda yazın ve gün boyunca görebileceğiniz bir yere koyun.
· Sonuça ulaşmak için göstereceğiniz çabayı izleyecek kadar size yakın olan doktorunuz, diyetisyeniniz veya bir arkadaşınızla hedefinizi, paylaşın.
· Gazete ve dergilerde okuduğunuz diyet listelerini uygulamak yerine kendi kişisel öğün planınızı geliştirin. Size uygun olabileceğini düşündüğünüz planı diyetisyeninizle paylaşın ve desteğini isteyin.
· Fiziksel aktivite düzeyinizi arttırın. Daha fazla yürüyün, asansör yerine merdiven kullanın.
· Çevrenizdekilerden - ailenizden, arkadaşlarınızdan- hedefinize ulaşmak için destek alın.
· Günlük sorunlardan uzaklaşmak için fazla yemek yemek yerine başka çözümler bulun. Konuşun, yürüyün veya spor yapın.
· Günlük küçük önlemler alın. Örneğin işyerinde dışarda yemenizi önleyecek bir öğlen yemeğini evde hazırlayarak, yanınızda götürün.
· Kan şekerinizi, fiziksel aktivite düzeyinizi ve yediğiniz yiyecekleri sıklıkla kaydederek, diyetisyeninize danışın.
· Hergün tartılmayın. Haftada bir aynı kıyafetlerle aynı tartıda kilonuzu kontrol edin.
· Başaracağınıza inanın. Başardıktan sonra daha sağlıklı olacağınızdan emin olun.

Tüm çabalarınıza rağman hefefinize ulaşamazsanız, kendinize şu soruları sorun.
· Yanlış bir hedef mi belirledim? Unutmayın büyük işler küçük adımlarla başarılır.
· Fiziksel aktivitemi artırabilirmiyim?
· Diyet gıdaları fazla miktarda kullandım mı? Diyet gıdaları şeker içermese de un ve yağ içerdiğini unutmayın.
· Servis veya porsiyon ölçüm fazla mı?

Tekrar deneyin. Başaracaksınız.

Fiziksel Aktivitemi Nasıl Artırabilirim?
Fiziksel aktivitenin artması yiyeceklerin parçalanması sonucu oluşan şekerin kas dokuları tarafından kullanılmasını hızlandırarak kan şekeri kontrolünün sağlanmasına ve şişman diyabetlilerde vücut ağırlığının azalmasına yardımcı olur.
Bir egzersiz proğramına başlamadan önce yapmayı planladığınız egzersiz çeşidi ve süresi ile ilişkili olarak mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir. Farkına varmadığınız bir kalp-damar veya böbrek hastalığı, sürekli ve ağır bir egzersiz proğramı esnasında size sorun çıkarabilir. Retinopati ve nefropati gibi komplikasyonları olan diyabetlilere egzersiz önerilmez. Hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, akçiğer, damar sistemi hastalıklarınız varsa pasif egzersizler yapabilirsiniz.
Yemeklerden 3 saat sonra veya öğünden önce yapılan egzersizin hipoglisemi oluşturma riski vardır. Egzersizin öğünlerden 1-2 saat sonra yapılması hipoglisemi riskini uzaklaştırır ve postprandial (yemek sonrası) kan şekeri yüksekliğini önler.
Egzersize başlamadan önceki kan şekeri düzeyi 100 mg/dl'nin altında veya 240 mg/dl'nin üstünde olmamalıdır. Kan şekeriniz 100 mg/dl'nin altında iken egzersiz yapmanızın hipoglisemi oluşturma riski vardır. Kan şekeriniz 240 mg/dl'nin üstünde iken egzersiz yaparsanız kan şekeriniz daha çok yükselir ve keton cisimler artar.
Vücudun belirli bir bölgesini çalıştırmaya yönelik egzersizler yerine tüm vücudu çalıştıran egzersiz tipleri tercih edilmelidir. (vücut geliştirme yerine yürüme, koşma, yüzme gibi)

Fiziksel aktivitenizi arttırmak için;
· Asansör yerine merdiven kullanın.
· Arabanızı gideceğiniz yerden uzağa park ederek yürüyün.
· Yürüyerek gidebileceğiniz mesafelerde araba kullanmayın.
· Alışverişinizi size en yakın olan yerden yapmak yerine daha uzak olan bir tanesinden yaparak , otobüse bir durak sonra binerek veya otobüsten bir durak önce inerek yürüyüş sürenizi uzatın.
· Haftanın 3-4 günü düzenli olarak yürümek için egzersiz planı yapın.

Hipoglisemiyi Nasıl Tedavi Edebilirim?
Kan şekerinin 50 mg/dl’nin altına düşmesine hipoglisemi denir. Gereğinden fazla insülin veya oral antidiyabetik (sülfonilüre) kullanılması, yemekleri ve ara öğünlerin gereken zamanda ve miktarda alınmaması, her zamankinden fazla egzersiz yapılması ve alkollü içki içilmesi hipoglisemi oluşmasına neden olur.
Hipoglisemi olduğunda baş ağrısı,titreme, terleme, yorgunluk, çarpıntı hissi, bulanık görme, açlık hissi, sinirlilik, dikkat dağılması gibi belirtilerin genellikle 2, 3 veya 4 tanesini birlikte hissedersiniz. Bu belirtilerden sadece birini hissediyor olmanız hipoglisemide olduğunuzu göstermez.
Yukarıdaki hipoglisemi belirtilerini hissettiğinizde hemen bir bardak meyve suyu (şekerli) veya 3-4 adet küçük kesme şeker veya 2-3 adet büyük kesme şeker gibi 15 g basit karbonhidrat içeren bir yiyecek almalısınız. 10- 15 dakika içinde belirtilerin şiddeti azalmaya başlayacaktır. Bu süre içinde aktivitenizi kısıtlayın ve mümkünse yanınızdakilere kan şekerinizin düştüğünü söyleyin.
Hipoglisemi tedavisi için çikolata, pasta, dondurma gibi şekerli yiyecekleri yemenizi uygun bir seçim değildir. Bu yiyeceklerin içinde bulunan protein ve/veya yağ kan şekerinizin hızlı bir şekilde yükselmesini önleyerek, hipoglisemi tablosunun ağırlaşmasına neden olur.
Hipoglisemi bulunduğunuz her yerde olabilir bu nedenle çantanızda, çalışma masanızın çekmecesinde , arabanızda, cebinizde kesme şeker veya glikoz tablet bulundurmayı ihmal etmemelisiniz. Okul veya iş arkadaşlarınızı, çevrenizdeki yakınlarınızı hipoglisemi belirtileri ve tedavisi konusunda bilgilendirmenizde de fayda vardır.

İstediğim Yapay Tatlandırıcıyı Kullanabilir Miyim?
Yapay tatlandırıcılar, sakarin kullanmaması gereken hamile ve emzikli kadınlar ve aspartam kullanmaması gereken fenilketonürili kişiler dışındaki herkes için uygundur.

Şeker tadı veren ancak şekerin verdiği kadar enerjiyi vermeyen tatlandırıcılar iki gruba ayrılır.
a-Enerji değeri olan tatlandırıcılar: Fruktoz, sorbito, mannitol , ksilitol.
Fazla miktarda fruktoz alınması vücuttaki yağları arttırır. Birçok diyet ürününde bulunan sorbitolün fazla miktarlarda alınması (günde yaklaşık 30 gr )ise isale neden olur.
b-Enerji değeri olmayan tatlandırıcılar:
· Aspartam (Canderal, Sanpa, Diyet tad, Nutra tad, Aspartil, Sweet’N Low, Nutra sweet))
· Acesulfame- K, (Sweet’N Low)
· Sakarin (Sakarin, Hermesetas, Dulcaryl, Tadalin, Scheekoppe, Sussli)
· Siklamat (Dulcaryl, Tadalin, Scheekoppe, Sussli)

Aspartamla Ilişkili Olarak Internette Çıkan Haberin Doğrusu Nedir?
Son zamanlarda aspartamla ilişkili olarak internet yolu ile dolaşan bir haber özellikle aspartam içeren tatlandırıcıları kullanan diyabetlilerin kafasında aspartamın güvenirliliğine dair sorular oluşturdu.
Bilimin öne sürdüğü veriler doğrultusunda, aspartamla ilişkili haberde yazılan belirtilerin gösterildiği herhangi bir klinik çalışma mevcut değildir.
Aspartam, aspartik asit ve fenilalanin metil esteri olarak isimlendirilen 2 amino asitten oluşmuştur. Amino asitler ve metil esterler doğal olarak süt, meyve, sebze gibi besinlerde de bulunmaktadır. Besinlerden veya aspartamdan alınsa da amino asitlerin vücutta kullanılma şekli aynıdır.
Ancak aspartamın içerdiği fenilalanın ‘fenilketonüri (PKU)’olarak bilinen genetic hastalıkta metabolize edilmez. Bu nedenle fenilketonürisi olan bireyler aspartamda dahil olmak üzere fenilalanin içeren besinler konusunda dikkatli olmalıdır.
İnternetle yayılan haberde özellikle diyabetliler için tehlikeli olduğu bildirilmiştir. Aspartam uygun miktarlarda kullanıldığında enerji değeri olmayan, kan şekeri düzeylerini etkilemeyen veya ağırlık artışına yol açmayan bir tatlandırıcıdır. Mevcut bilimsel çalışma verilerine gore aspartam içeren ürünlerin sağlık üzerine olumsuz etkisi yoktur.
1 bardak süt içinde nutrasweet (aspartam) ile tatlandırılmış 1 bardak sodaya kıyasla 6 kat fazla fenilalanin, 13 kat fazla aspartik asit vardır. 1 bardak meyve veya domates suyu ise yine aspartam ile tatlandırılmış 1 bardak sodaya kıyasla 3-5 kat fazla methanol içerir.

Diyet Veya Diyabetik Gıdalaları Yiyebilir miyim?
Diyet veya diyabetik gıdalar konusunda dikkatli olun. Üzerinde ‘diyet veya diyabet için uygundur’ yazılı bir yiyecek herkes için uygun olmayabilir. Örneğin diyet bisküvit içinde şeker yoktur fakat un, yağ ve kalori içermektedir bu nedenlede serbestçe, istediğiniz kadar yiyemezsiniz ancak öğün içinde bazı yiyeceklerle değişim yaparak kullanabilirsiniz.
İçinde yağ, un olmayan ve fruktoz, sorbitol gibi enerji değeri olan tatlandırıcılar bulunmayan antidiyabetik içecek ya da yiyecekler diyabetli kişiler tarafından kullanılabilir. Ancak fruktoz ve sorbitol içeren diyet ürünler ile içeriğinde yağ ve un olan ürünler (diyet çikolata, diyet pasta, diyet kurabiye vb.), bir diyetisyene danışmadan kullanılmamalıdır.
Diyet ürünleri yeterli ve dengeli beslenmeye katkıda bulunabilecek ürünler değildir ve ayrıca diyet olmayan benzerlerine kıyasla daha fazla yağ ve enerji içerirler. Üstelik ekonomikte değillerdir.
Evde kendi tatlandırıcınız ile veya Aspartam ve/veya Asesülfam K içeren tatlandırıcıların toz formu ile reçel, kek, pasta, komposto, muhallebi aşure hazırlayabilirirsiniz. Tatlandırıcılar (özelliklede tablet olarak kullanılan tatlandırıcılar) ateş ile direkt olarak temas ettirilmemelidir , bunun için yiyeceğin içine koyacağınız tatlandırıcıyı, pişen yiyeceği ateşten aldıktan sonra ılık iken koyunuz ve eritiniz.

Alkollü İçki İçebilir miyim?
Kilo vermesi gereken tip 2 diyabetlilere, nöropati komplikasyonu oluşmuş diabetlilere, hipoglisemileri sık olan diyabetlilere, kan trigliserid düzeyi yüksek olan diyabetlilere alkollü içki içmeleri kesinlikle önerilmez.
Açkarnına alınan alkol ciddi hipoglisemilere yol açar, bu nedenle diabetlilerin aç karnına alkollü içki içmemeleri gerekmektedir.
Alkol ve alkol ile birlikte yenilen yiyeceklerin miktarının artması hiperglisemiye neden olabilir. Bu nedenle glisemi kontrolü kötü olan diyabetlilerin alkollü içki içmemeleri gerekir.
Glisemi kontrolü sağlayan diyabetliler, alkollü içki içmek isterlerse 1 kadeh beyaz veya kırmızı şarap veya 1 bardak alkolsüz bira veya %80 sulandırılmış viski veya rakı kullanabilirler. Doktorunuza danışmadan alkollü içki içmeyin.

Hergün Aynı Yiyecekleri Yersem Kan Şekerimi Kontrol Altına Almam Daha Kolay Olmaz Mı?
Kan glikoz kontrolünün sağlanması için böyle bir method uygulamak sağlıklı değildir. Üstelik bıktırıcı olur. Diyabetinizin olması her öğün ve her gün aynı yiyecekleri yemenizi gerektirmez.
Sağlıklı beslenmek için hergün çeşitli yiyecekler yemek gereklidir. Öğünlerden 1,5 saat sonra kan şekerinizi ölçerek farklı yiyeceklerin kan şekerinizi nasıl etkilediğini öğrenebilirsiniz.

Kalori Hesabı Yaparak Kan Şekerimi Kontrolünü Sağlayabilir miyim?
Aynı kaloriye sahip olmakla birlikte yiyeceklerin içerdiği besin öğesi çeşidi ve miktarı farklı olabilmektedir. Bu hesabı yaparken birbiri yerine geçen yiyecek porsiyonlarının enerji, karbonhidrat, protein ve yağ içeriklerinin benzer olmasına dikkat edilmelidir. Örneğin 8 adet tarçınlı kepekli bisküvi bir dilim ekmek yerine yenilebilir. Her iki yiyecek değişimi 15 gr karbonhidrat içerir ve yaklaşık olarak 68 kalori değerinde enerji verir. Buna karşılık sadece enerji değeri baz alınarak yapılan değişimler kan şekeri kontrolünü bozabilir. Örneğin 68 kalori veren, 15 gr karbonhidrat 2 gr protein içeren 1 ince dilim ekmek yerine 69 kalori veren, 6 gr protein 5 gr yağ içeren 1 adet hamburger köftesi yerseniz o öğünde 15 gr karbonhidrat eksik, 4 gr protein ve 5 gr yağ fazla almış olursunuz. Karbonhidrat miktarında yapmış olduğunuz bu azaltma kan şekerinin düşmesine yol açabilir. Besin içeriğini gösteren tablolardan faydalanarak uygun yiyecek değişimini nasıl yapabileceğinizi diyetisyeninizden öğrenebilirsiniz.

Çeşitli Bitkilerin Veya Baharatların Kan Şekerini Düşürdüğü Doğru mu?
Bazı bitki ve yiyeceklerin kan şekerinizi düşüreceği fikri doğru değildir. Asla inanmayınız ve uygulamayınız. Unutmayınız ki herhangi bir bitkinin, bir yiyeceğin veya başka uygulamaların (akapunktur gibi) kan şekerinizi düşürebilmesi için bileşiminde insülin bulunması veya insülin salgısını arttırıcı bir madde içermesi gerekir. Bildiğiniz gibi insülin sadece pankreas tarafından üretilen bir hormondur. Kan şekerinizi düşüren alternatif bir uygulamanın varlığı asla doğru değildir.
Gerek Türkiye’de gerek ise dünyanın çeşitli ülkelerinde bu tür yanlış uygulamalar sonucu hayatını kaybeden insanlar vardır.

Sağlık ekibinizin dialoga açık olduğunu unutmayın. Eğer çocuğunuza veya kendinize diyabet ekibinizin önerdiğinden farklı bir tedavi uygulamayı düşünüyorsanız bunu mutlaka danışın.

Yemeklerimi Her Zaman Evde mi Yemem Gerekiyor?
Tabiki hayır.Ev dışında bir restorantda veya lokantada yemek yiyebilirsiniz. Ancak menüden sağlıklı beslenme planınıza uygun yiyecekleri seçmeye özen gösteriniz. Ana yemek öncesi sunulan seçenekler genellikle yüksek yağ ve protein içeren yiyeceklerden oluşur. Özellikle insülin kullanan diyabetlilerin enjeksiyondan sonra yüksek yağlı ve proteinli yiyecekler yemesi hipoglisemi riskini artırır.
· Dışarda yiyeceğiniz yemeğin saatini yemek saatlerinizi göz önüne alarak ayarlayınız. Bu davranışınız hipogliseminin önlenmesi için önemlidir. Eğer menüden sipariş vereceğiniz yemeğin içindekileri veya porsiyon ölçüsünü bilmiyorsanız sormaktan çekinmeyiniz. Siparişinizi verirken beslenme planınıza uygun porsiyonlarda olmasına dikkat ediniz.

Fast food olarak alınan çoğu menü yağ, kolesterol , tuzdan zengin ancak posa, vitamin ve mineral yönünden yetersizdir. Bu nedenle düzenli olarak hergün yenilmeleri önerilmez. Fast food restorantlarındaki çoğu yiyecek ekmek,et ve yağ kombinasyonuyla oluşturulmuştur. Öğnünüzde önerilen yiyecek gruplarını karşılayacak düzeyde uygun bir seçim yaparak öğün planınızda fast food yiyebilirsiniz
Fast food olarak seçtiğimiz yiyeceklerin çoğunun doymuş yağ, kolesterol, tuz ve özelliklede enerji yoğunluğu açısından zengin yiyecekler olduğunu unutmayın. . 1 adet Hamburger ile 260 kalori, 1 adet peynirli burger ile 360 kalori, 1 porsiyon küçük boy patates kızarması ile 210 kalori değerinde enerji alırsınız. Fast food olarak geleneksel türk mutfağının yiyeceği olan Lahmacun’un 1 adeti ise 220-260 kalori içermektedir.

Yolculukta Veya Tatilde Nelere Dikkat Etmeliyim?
Yolculuğa ve tatile çıktığınızdamevcut tedavinizde aksaklıklar olmasına izin vermeyin.
Tatil fiziksel aktivitenizin artmasına veya azalmasına neden olabileceği gibi, öğün saatlerinizde ve yiyecek çeşidinizde değişiklik yapmanızı gerektirebilir. Yolculuk ve tatil proğramı öncesinde doktorunuzdan ve diyetisyeninizden değişiklikler konusunda bilgi almayı ihmal etmeyin.

Yolculuğa çıkarken
· Yedek insülin ve ilaç alın
· Yedek insülin kalemi ve enjektör alın
· Test çubuklarını ve ölçüm aletini almayı unutmayın
· Yedek insülin kalemi ve enjektör alın
· Diyabetli olduğunuzu belirten kimlik kartınızı yanınızda bulundurun
· Glikoz tablet, çay şekeri, meyve suyu ve Glucagon almayı ihmal etmeyin
· Diyabet ekibinizin telefon ve fax numaralarını kaydedin.

Diyabette Beslenme Planlaması Nedir?

Diyabette beslenme planlaması şu konuları içerir:
Sağlıklı besinler seçmek,
Gerekli miktarda besin almak,
Uygun zamanda yemek.
Beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ile ilgili temel bilgileri mümkün olduğunca erken öğrenmeniz önemlidir. Bu bilgi sizi, sağlıklı besinler seçip bunları sizin için gerekli miktarlarda ve zamanlarda yemeye hazırlayacaktır. Bunu yaptığınızda, diyabetinizin iyi bir şekilde kontrol altına alınmasında önemli bir yol almış olacaksınız.
Beslenme alışkanlıklarınızın düzenlenmesi için diyetisyeninizle birlikte sevdiğiniz ve sevmediğiniz yiyecekleri, yemeklerinizin nasıl hazırlandığını, yemek yeme saatlerinizi ve yerini konuşunuz. Bu bilgiler yemek planınızın diyabetinizin kontrol altına alınmasını sağlayacak şekilde hazırlanmasına olanak sağlar.
Kendisini iyi ve sağlıklı hissetmek isteyen herkes, dengeli beslenmelidir. Bu, diyabetli olanlar için de, olmayanlar için de geçerli bir kuraldır.

Hangi Yiyeceklerde Şeker Vardır? Şeker Yersem Ne Olur?
Çay şekeri, şeker ve şekerlemeler, reçel, marmelat, pekmez, bal, çikolata, dondurma, helva çeşitleri, hazır meyva suları, şekerli kurabiyeler, pasta ve tatlılar, kurutulmuş meyvalar ve meşrubatlar gibi yiyecek ve içeceklerin içindeki şekerler vücudunuzda hızlı bir şekilde glikoza çevrilerek kana geçerler ve kan şekerinizde ani yükselmeler meydana getirirler. Yüksek kan şekeri sağlığınız için arzu edilen bir durum olmadığından bu tür yiyeceklerin diyetisyene danışılmadan beslenme planında yer almaması gereklidir.

Hangi Yiyeceklerde Nişasta Vardır? Nişastalı Yiyecekleri Yerseniz Ne Olur?
Ekmek, pirinç, makarna, patates, un, mısır, mercimek, kuru fasulye, nohut gibi yiyeceklerin içindeki nişasta vücudumuzda glikoza çevrilir, ancak bu tip yiyeceklerin içindeki nişastanın glikoza çevrilmesi yavaş olduğundan, kan şekeriniz daha geç ve daha yavaş yükselir.
Posa içeriği yüksek olan nişastalı yiyecekler (kepekli ekmek, bulgur, kuru baklagiller gibi), düşük posalı nişastalı yiyeceklere göre (beyaz ekmek, patates, pirinç) kan şekerinizin daha geç ve daha yavaş yükselmesini sağlarlar.

Hangi Yiyeceklerde Protein Vardır?
Kırmız et, balık, tavuk, süt, süt ürünleri ve yumurta gibi yiyeceklerde bulunan proteinler vücut dokularınızın gelişmesini ve gerektiğinde onarılmasını sağlar. Proteinler ayrıca enerji elde etmek amacıyla da kullanılabilir.
İyi kontrollü şeker hastalığında günlük protein ihtiyacı yetişkinler için; ideal vücut ağırlığının 0.8, çocuklar için 1.5-3 ile çarpımı ile bulunur. Ancak kan şekerinizin uzun süre kontrollü olmaması böbreklerinizi etkileyebilir. Böyle bir durumda alacağınız protein kısıtlanır.

Hangi Yiyeceklerde Yağ Vardır?
Zeytinyağı, ayçiçeğiyağı, mısırözüyağı, soyayağı gibi sıvıyağlar margarin, kahvaltılık yağ, krema, mayonez, ayrıca salam, sucuk, pastırma gibi et ürünleri, fındık, fıstık, ayçekirdeği gibi kuruyemişler yağ bakımından zengin yiyeceklerimizdir.

Daha Az Tuz Tüketmek Neden Önemlidir?
İnsanlar çok zaman, vücutlarının ihtiyaç duyduğu miktardan biraz daha fazla tuz yer. Bu fazla tuz, bazı insanlarda tansiyonun aşırı yükselmesine neden olabilir. Diyabetlilerde tansiyonun yüksek olma olasılığı, diyabetli olmayanlardan çok daha fazladır. Yüksek tansiyon ve diyabet, tehlikeli bir ikilidir. Aldığınız tuz miktarını azaltmak için yemekleri pişirirken daha az tuz kullanın ve sofradaki tuzluğu ortadan kaldırın. Konservelenmiş, kutulanmış ya da saklanmak üzere tuzlanmış besinlerden çok az tüketin. Hazır çorbalar, dondurularak hazırlanmış gıdalar ve benzeri besinler tuz bakımından genellikle zengindir.

Daha Az Yağ, Özellikle Daha Az Hayvansal Yağ Tüketmek Neden Önemlidir?
Daha az yağ özelliklede daha az doymuş yağ tüketin. Bu önerinin hedefi, kalp sağlığıyla ilgili riskleri azaltmaktır. Kandaki kolesterol düzeyinin yüksek olması, kalp krizini davet eden etkenlerden biridir. Kolesterol vücutta da üretilen bir tür yağdır ve kandaki kolesterol düzeyinin çok yüksek olması, kan damarlarını tıkayabilir. Besinlerimizdeki yağı ve özellikle de hayvansal yağı azaltmak, kan kolesterol düzeyinin düşürülmesine yardım eder.

Kalp Sağlığını Korumak Için Ne Yapmalıyız?
· Balıketi ve tavuğun beyaz etini, kırmızı ete (koyun, dana gibi) tercih ediniz, kırmızı etin mümkün olduğunca yağsız kısımlarını yiyiniz.
· Etli yemeklere ayrıca yağ eklemeyiniz.
· Yemeklere koyduğunuz yağ miktarını azaltınız, katıyağ yerine sıvıyağ özellikle zeytinyağı kullanınız. Kızartma yerine haşlama ve ızgarayı tercih ediniz.
· Haftada bir veya iki yumurtadan fazlasını yemeyiniz.
· Sakatatları (karaciğer, beyin, böbrek gibi) yemeyiniz.
· Yarım yağlı veya yağsız diyet sütlerini tercih ediniz, diyette bu şekilde azalan yağ miktarını salata veya yemeklere zeytinyağı ilavesi ile karşılayınız.
· Kahvaltıda tereyağı yerine margarin kullanınız ve doymamış yağ asidi içeriği yüksek olan margarinleri tercih ediniz.
· Kuyrukyağı ve iç yağı kesinlikle kullanmayınız.
· Yemekleriniz pişirilirken daha az tuz konulmasını sağlayınız ve tabağınızdaki yemeğin tadına bakmadan tuz ilave etme alışkanlığından vazgeçiniz.

Değişim Listesi Nedir?
Hastalığınızın bulgularına, sosyoekonomik ve kültürel durumunuz ile beslenme alışkanlıklarınıza uygun biçimde beslenme tedaviniz düzenlenirken, öğün planlaması yapabilmeniz için yiyecek değişim listelerinden yararlanılır.
Bu listeler enerji ve besin öğeleri değerleri birbirine denk olan besinlerin "değişim" adı altında aynı grupta toplanması ile oluşturulmuştur.
Değişim listelerinde besinler süt, et, ekmek, sebze, meyva, yağ ve kuru baklagiller olmak üzere 7 grupta toplanmıştır. Her bir grupta birbirinin yerine geçebilecek yiyeceklerin adı, pratik ölçüsü ve gram olarak miktarı belirlenmiştir. Günlük enerji ve besin öğeleri gereksiniminize göre, bu gruplardan her gün belirli miktarda besin seçilerek beslenme planınız düzenlenir ve siz her bir grup için kendinize verilen değişim sayısını geçmemek koşuluyla bu listelerden seçim yapabilirsiniz.
Devamını Oku

Diyabet Tedavisi

Diyabette tam bir şifa yoktur. Eğer hekim, diyetisyen, hemşire, diyabet eğitimcisinden oluşan diyabet ekibinizden iyi bir destek alır ve verilen tedaviye ve önerilere uyum sağlarsanız diyabeti olmayanlar gibi aktif ve sağlıklı bir hayat sürdürebilirsiniz.

Diyabet Nasıl Tedavi Edilir?

Diyabet tedavisinde amaç kan şekeri ayarını sağlamak diğer bir ifade ile kan şekeri yükselmelerini ve kan şekeri düşmelerini önlemektir. Bu ayarın sağlanması komplikasyonların gelişimini önlemek veya gelişmiş komplikasyonların seyrini yavaşlatmak için son derece önemlidir.
İyi bir diyabet kontrolü, kan şekeri seviyenizi mümkün olduğunca normale en yakın tutmak anlamına gelir. Bu durum, aşağıdakilerin yapılmasıyla sağlanabilir.

Sağlıklı Beslenme: Yenilen besinlerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin vücudun ihtiyacından fazla tüketilmesi kan şekeri seviyelerini yükseltir. Kan şekeri kontrolünün sağlanmasında diyabetli bireye özgü beslenme tedavisinin verilmesi önemlidir.
Diyabetli kişilerle diğer kişilerin besinlere olan gereksinimi aynıdır. Her insanın enerji, karbonhdirat, protein, yağ, lif, vitamin, mineral gereksinimi vardır. Bir kişide diyabetin olması bu gereksinimlerden birini veya birkaçını azaltması veya arttırması anlamına gelmez.

Egzersiz: Egzersiz,vücudunuzun glikozu etkili bir şekilde kullanmasını ve kan şekeri kontrolünü sağlar. Ayrıca, şişman tip 2 diyabetli kişilerin kilo kaybetmesine yardımcı olur.

İlaç/ İnsülin: İnsülin, besinlerle kana geçen şekerin vücut tarafından kullanılmasını sağlayan ve böylece kan şekeri yükselmelerini önleyen bir hormondur. Tip 1 diyabetli kişilerin yaşamak için insüline gereksinimi vardır. İnsülin bağımlılık, alışkanlık yapacak bir madde değildir. İnsülin yaşam için elzemdir. Vücut insulin yapmıyor ise dışardan enjeksiyon yolu ile vücuttaki eksikliği yerine koymak gerekir. Tip 2 diyabetli kişilerin kan şekerinin ayarını sağlamak için ağızdan alınan ilaçlara veya insüline gereksinimleri olabilir.

Yukarıdaki maddelerin tümü arasında bir denge tutturmak önemlidir. Bu dengenin oluşması için diyabetli birey mutlaka diyabet ve tedavisi konusunda eğitim almalıdır.

Diyabet Önlenebilir mi?

Diyabette iyi bir tedavinin ve tedaviye uyumun iyi sonuçlar verdiğini biliyoruz. Diyabet olduktan sonra önlem, diyabetik komplikasyonların erken tespitini ve önlenmesini içerir. Fakat diyabetin ortaya çıkmadan önlenmesi, riskli kişilerin diyabetten korunması da mümkündür. Günümüzde diyabeti önlemek amacı ile yapılan önemli çalışma sonuçları yaşam tarzı değişikliklerinin yani sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması, düzenli egzersiz ve eğitim ile diyabet görülme sıklığının %58 oranında azaldığını göstermiştir.
Diyabet riskiniz var ise Türkiye Diyabet Vakfı’nın Diyabeti Önleme Programına başvurabilirsiniz.

HbA1cTesti Nedir?

Eski adı ile HbA1c yeni adı ile A1c testi, kan şekeri kontrolünüzün ne kadar "yeterli" olduğunu gösteren bir testtir. Yeterli kontrol, kan şekerinizin diyabeti olmayan kişilere yakın düzeylerde olması anlamına gelir.
"Diyabetin Kontrolü ve Komplikasyonları" adlı bir bilimsel çalışma, kan şekeri düzeylerinin kontrolü ne kadar iyi olursa, diyabetin uzun dönemdeki komplikasyonlarının, özellikle de nefropati (böbrek hasarı), retinopati (diyabetik göz hastalığı) ve nöropati (sinir hasarı) gibi komplikasyonların gelişme olasılığının o kadar azalacağını göstermiştir. Bu çalışma tip 1 diyabetliler üzerinde yapılmış olsa da, tip 2 diyabetliler ile yapılan benzer çalışmalar da iyi bir kontrolün diyabetin komplikasyonlarından pek çoğunun gelişmesinin önüne geçtiğini göstermiştir.
A1c'nin %7'nin altında olması kan şekerinizin kontrol altında olduğunu gösterir. Eğer sizin A1c değerleriniz genelde %7'nin üzerindeyse bunu düzeltmek için harekete geçmelisiniz.

A1c Testinin Sonucu %7 ise Bu Neyi İfade Eder?

A1c değerinin %7 olması günlük ortalama kan glikoz düzeyinin 150 mg/dl olduğunu yansıtır.
Fakat kan şekeriniz 50 mg/dl ile 250 mg/dl arasında oynuyorsa yine A1c değeriniz %7 olacaktır.
Kan şekeriniz düzenli seyretmiyorsa, bir takım bilgiler toplamanız gerekir. Bunun için bir hafta boyunca kan şekerinizi günde dört kez ölçün. Bütün sonuçları not alın. Bu sonuçların %80'i 125 ile 175 mg/dl arasında olmalı ve hiçbiri 200 mg/dl'nin üzerine çıkmamalıdır. Eğer ölçümler sonucunda çok düşük ya da çok yüksek değerleriniz varsa doktorunuza ve beslenme uzmanınıza danışmanız gerekir.

Unutmayınız ki sağlıklı yaşam sizin elinizdedir..
Devamını Oku

Gizli Şeker (Pre Diyabet)

Gizli Şeker (Pre Diyabet)

Doktorunuz sizden bazı testler istedikten sonra test sonuçlarına göre ‘Sizin gizli şekeriniz var’ dediğinde siz ‘şimdi ben şeker hastası mıyım?’ sorusunu sormuş ve endişelenmiş olabilirsiniz. Gizli şeker diğer adı ile pre-diabet konusunda aşağıda verilen bilgileri okuyunuz.

Gizli Şeker (Pre-diyabet) Nedir?

Eğer bir kişinin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olmasına karşın diyabet tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durumda kişi pre-diabetik (gizli şeker hastası) olarak tanımlanır.

Diyabet Önleme Programına katılan pre-diyabetiklerin %11’inde diyabet gelişmiştir. Bazı çalışmalar pre-diyabetik çoğu kişide 10 yıl içinde Tip 2 diyabet geliştiğini saptamıştır. Yani Pre-diyabet Tip 2 diyabete adaylık durumudur.

Pre-diyabetli bireylerde kardiyovasküler hastalık riski kan şekeri normal olan bireylere kıyasla 1.5 kat daha fazladır. Diyabetli bireylerde ise 2-4 kat fazladır. Pre-diyabetli bireyler yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde prediyabetli olmayı önleyebilir ve geçiktirebilir.

Pre-diyabet, Bozulmuş Glikoz Toleransı veya Bozulmuş Açlık Glikozu Aynı Anlamda mıdır?

Evet. Doktorlar bazen yükselmiş kan şekeri düzeylerini ifade eden bu durumları kullanılan teste bağlı olarak bozulmuş glikoz toleransı veya bozulmuş açlık glikozu olarak tanımlarlar.

Pre-diyabetli Olup Olmadığım Hangi Testler ile Belirlenir?

Doktorlar pre-diyabeti belirlemek için açlık kan şekeri veya oral glikoz tolerans testi (OGTT) kullanabilirler. Her iki test içinde bir gece boyu süren açlık gereklidir. Açlık kan şekeri için kahvaltı yapmadan önce kan şekeri ölçülür. OGTT’de ise açlık ve glikozdan zengin içeçek içildikten sonra 2. saatte tekrar şeker ölçümü yapılır.

Açlık Kan Şekeri Testi, Diyabet veya Pre-diyabeti Nasıl Belirler?

Normalde açlık kan şekeri 100 mg/dl’nin altındadır. Eğer kişide pre-diyabet varsa açlık kan şekeri 100-125 mg/dl arasındadır. Eğer kan şekeri 126 mg/dl veya daha yüksekse birey diyabetlidir.

OGTT ile diyabet veya Pre-diyabet Nasıl Saptanır?

OGTT’de, bireyin kan şekeri açlıktan sonra ve glikozdan zengin içecek içildikten 2 saat sonra ölçülür. Normal kan şekeri 2. saatte 140 mg/dl’nin altındadır. 2.saat kan şekeri 140-199 mg/dl arasında ise pre-diyabet, 2. saat kan şekeri 200 mg/dl’nin üstünde ise diyabet tanısı konulur.

Açlık Kan Şekeri Testi veya OGTT, Hangi Test Pre-diyabetin saptanması için Daha Uygundur?

Her iki test de pre-diyabetin saptanması için uygun testlerdir.

Pre-diabetim Varsa Bunu Mutlaka Bilmem Gerekir mi?

Eğer pre-diyabetiniz olduğunu bilirseniz Tip 2 diyabetli olmanızı önleyecek önlemleri zamanında alma şansınız olur. Çalışmalar ağırlık kaybını sağlayan ve fiziksel aktiviteyi artıran diğer bir ifade ile gerekli yaşam tarzı değişikliklerini yapan pre-diyabetli bireylerin, %58 oranında Tip 2 diyabetli olmayı önleyebildiğini veya geciktirebildiğini göstermiştir.

Pre-diyabet Tedavisi Nasıl Yapılır?

Bireysel bir beslenme tedavisi ve haftanın 5 günü günde 30 dakika düzenli yürüyüş şeklinde yapılan egzersiz programı sonucunda, vücut ağırlığının ılımlı olarak azalması (% 5-10) ile pre-diabetten diyabete geçiş önlenebilmekte veya geçiktirilebilmektedir.

Eğer pre-diabetiniz var ise pre-diyabeti olmayanlara kıyasla kalp hastalığı veya inme riskiniz %50 artmıştır. Bu nedenle kardiyovasküler hastalıklarla ilişkili risk faktörlerini (sigara içmek, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol gibi) bilmeniz gerekmektedir. Eğer risk faktörlerinden birine veya birkaçına sahipseniz bu faktörlerin tedavi edilmesi de son derece önemlidir.

Kimlerin Pre-diabet Tanısı için Test Yaptırması Gereklidir?

Şişman ve 45 yaşın üstünde iseniz pre-diabetli olup olmadığınızı öğrenmek için test yaptırmanız gereklidir. Eğer vücut ağırlığınız normal ise ve 45 yaş civarında iseniz testi yaptırmanın sizin için uygunluğunu doktorunuza danışınız. 45 yaşından genç erişkinlerdeve şişman bireylerde diyabet ve pre-diyabet yönünden risk faktörlerinin varlığı araştırılır. Bu risk faktörleri: yüksek tansiyon, düşük HDL-kolesterol düzeyi, yüksek trigliserid düzeyi, ailede diyabet varlığı, gestasyonel diyabet, 4,5 kg üzerinde bebek doğumu öyküsü olmasıdır.

Ne Sıklıkla Testi Yaptırmam Gerekir?

Pre-diyabet saptanmamış olmasına karşın risk faktörlerine sahipseniz her 3 yılda bir test yaptırmalısınız. Eğer pre-diyabet varsa Tip 2 diyabetin tespiti için her 1-2 yılda bir test yaptırmanız gerekir.
Devamını Oku